Tarım Ve Hayvancılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarım Ve Hayvancılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2013 Cuma

Kimyasal Gübre Nedir? Ve Kimyasal Gübre Hakkında Bilgi

 Kimyasal Gübre Nedir?  Ve Kimyasal Gübre Hakkında Bilgi


Bununla birlikte XIX. yüzyılın ilk yarısında et özüyle yaşanabileceğine marnlamıyordu. Günümüzde bunca bollaşan konsantre çorbalar henüz çok enderdi. Temel besin ekmek ve halkın büyük çoğunluğu için tahıllardı. Ekmek yapımı da gelişmemişti. Makinelerle hamur yoğurma tekniği gittikçe yaygınlaşmaktaydı ve fırınlar genellikle odunla ısıtılmakla birlikte kömür de kullanılmaya başlanmıştı.

Buğday ekimine gelince hâlâ eski yöntemle sürdürülüyor ve bu tarım hâlâ bilgisizlik içinde yüzen köylülerin elinde bulunuyordu. Ama yine de Devrim'den bu yana toprak işçisinin hayat şartlarında bir gelişme olmuş, botanikçiler tarım işleriyle yakından ilgilenmeye başlamışlardı. XVIII. yüzyılda "iyi tarımcı" aranıyor, bilim adamları tarım üzerine makaleler yazıyor, kaliteli tohum ve verimli çalışma konuları ciddi şekilde ele alınıyordu.

Henri-Louis Duhamel du Monceau (1700-1782), buğdayı on yıldan fazla saklamanın yolunu bulmuş, ayrıca hayvanların beslenmesi ve ağaçların aşılanması konusunda incelemeler yapmıştı. Abbe Henri Alexandre Tessier (1741-1837), 1776'da buğday çeşitleri üzerinde denemelere girişmişti. 1800'den sonra Alman tarım bilgini Albrecht Taer (1752-1828), tarım tekniğini modernleştirmeye çalışmış. İsviçreli Theodore de Saussure (1767-1845), bitkilerde solunum ve beslenme mekanizmasını aydınlatmıştı. Fransız Jean-Baptist Boussingault (1802-1887), toprağın beslenmesi ve gübrelerin rolü üzerinde çalıştı. Böylece bilim, tarım konusuna da eğilerek onu başlı başına bir bilim dalı haline soktu. Fransa'da ilk tarım okulu 1822'de Nancy'de kuruldu. Bunu 1827'de Grignon'daki okul izledi. 1830'da bir Tarım Bakanlığı ve 1848'de Tarım Enstitüsü kuruldu.

Ancak, bu takdirde değer çabalara rağmen, tarım konusunda ağır bir gelişme göze çarpmaktaydı. Köylüler atalarından kalma bilgilerinden şaşmıyorlardı. Elde ettiklerini iyi fiyatla satmaya bakıyor ve gerisini umursanıyorlardı, İngiltere dışında, öteki ülkelerde yenilik çıkaranlara kuşkulu gözlerle bakılmaktaydı. Yaşayışlarındaki yalınlık, kalın kafalılıklarının aynasıydı sanki.

Daha önce anlattığımız gibi, İngiltere toprağı dinlendirme yöntemim kaldırarak bir "tarım devrimi" yapmayı başarmıştı. Bu yenilik özellikle 1840'larda Kara Avrupası'na yayıldı. Böylece toprak yalnız tahıl vermekle kalmayıp hayvan yemi de verdiğinden davarlar ve bunun sonunda da gübre çoğalmıştı. İngilizler bu durumdan yararlanıp hayvan türlerini geliştirmişler, bilinçli çiftleştirmelerle en iyi yünü veren koyun, en iyi eti sağlayan sığır türleri üretip yetiştirmişlerdi.

Toprağın ekiminde iki, üç, dört yıllık bir almaşık yöntem, o ezeli kıtlık korkusuna son vermiş, aynı zamanda kolza, şeker pancarı, şerbetçiotu gibi sınai bitkilerinin ekimine ve bostancılığa da hız vermişti. Bu arada saban yavaş yavaş yerini pulluğa bırakıyordu. Böylece toprak daha derin kazılmaya, gübrelenmeye, kireçten yoksun topraklara kireç verilmeye başlanmıştı.

Gübrelemek ve kireçlemek toprağı fizik ve kimyasal yönden geliştirmenin tek yöntemi olarak bilinmekteydi. Tarımcılığın başlamasında o güne kadar bilinen tek gübre türü hayvansaldı. Buna ara sıra bazı deniz yosunlarını da eklerlerdi. Bu sırada Thiersli köylülerin ilginç bir gözlemi oldu: Yakınlarında bulunan bıçak sapı fabrikasının, kemik artıklarını tarlalara döktüklerinden iyi ürün aldıkları dikkatlerini çekti. Bu gözlemin söylentileri kulaktan kulağa yayıldı ve kemiklerin gübre olarak kullanılması yaygınlaştı. Açıkgözler kemikleri toplayıp değirmenden geçirmeye ve tarımcılara satmaya koyuldular. Tüketim çoğalınca insan kemiklerine de dadandılar ve Napolyon'un savaş alanları temizlenmeye başlandı.

Kemik nasıl bir oluşumla tarlaların verimini artırmaktaydı? Bu soru Liebig'in kafasını kurcaladı ve Giessen'deki laboratuvarında bitkilerin beslenmeleri üzerine araştırmalar yapmaya koyuldu. 1840'da şöyle bir gözleme vardı: Bitkiler beslenmeleri için gerekli olan karbonu havadan, fosfor ve potasyumu topraktan alıyorlardı. Öyleyse toprağın verimliliği bu maddelerin ne oranda bulunduğuna bağlıydı. Kemiklerde fosfat bulunduğundan, bu oluşum açıktı.

Liebig, köklerin fosfatı daha iyi emebilmeleri için kemiklerin sülfürik asitle işlenmesini salık verdi. Bu öğüdü John Lawes adlı bir İngiliz (1414-1900) değerlendirdi. Rothamsted'deki (Hertfortshire) malikânesinde daha önce de bitkiler üzerinde araştırmalar yapmıştı. Liebig'le işbirliği kurarak kemik toplama işine girişti ve evini fabrika durumuna soktu. Buldukları kemikleri burada işleyerek süperfosfat adiyle piyasaya sürdüler (1843).

Lawes iyi bir sanayiciydi. Büyük bir servet yaptı ve tarımcıları da zengin etti. Aynı zamanda bilim adamı olduğundan, bir deneme merkezi haline gelen fabrikasında deneylerini sürdürmekteydi. Çalışmalarının sonunda, bitkilerin azotu havadan değil de topraktan aldıklarını ortaya koydu, önemli olan bu buluş tarımsal kimyaya yeni bir alan açmıştı. Bunun üzerine Şili'den nitratlar ve Peru'dan guano (kuş gübresi) ithal edilmeye başlandı.

Liebig, bitkilerin beslenmesinde potasyumun rolünü açıklamıştı. Bu besin Şili nitratlarında bulunmaktaydı. XIX. yüzyılın ikinci yarısında, Stassfurt'da (Almanya) dünyanın en zengin potasyum yatakları ortaya çıkarıldı. Böylece 1860 dolaylarında kimyacılar toprağa ihtiyacı olan fosfor, azot ve potasyumu istenen oranda verebildiler. Verim büyük çapta artmış ve o ezeli kıtlık korkusu tarihe karışmıştı. Rothamsted Deney İstasyonuna göre, 1771'de hektar başına alman ürün 21 hektolitre iken, 1885-1894 arasında 25.7'ye yükselmişti.

Öte yandan, ekim tarzı da gelişmişti. Makineleşmenin sanayiye getirdiği baş döndürücü ilerleme herkesin gözü önündeydi. 'Azami' üretim için bunun şart olduğunu artık herkes takdir ediyordu. Çünkü makine insandan daha çabuk iş görmekle kalmamakta, üretime insan elinin aciz olduğu bir düzen ve standardizasyon getirmekteydi.

Makineleşmeyi tarıma sokmak, denenmeye değer bir şey olarak görülmeye başlanmıştı. Toprağı kazan, eken, sürgü çeken, biçen, döven bir makine, o güne kadar saçma olarak düşünülmüştü, ama neden olmasındı? Galyalılar bir tür biçki makinesi kullanmışlardı: Öküzlerin çektiği bir arabanın altında bulunan dişliler buğdayı kapıp kesmekteydi. Ne var ki, bu makine tutulmamış, çarçabuk unutulup gitmişti. Çünkü tarımda makineleşme, ancak el emeğinin kıt olması durumunda yararlıdır.

Sezar'ın zamanında el emeğinin kıt olması diye bir şey söz konusu değildi. Bu ihtiyaç gerçekten ancak XVIII. yüzyılın sonlarında duyulmaya başlandı. O dönemde Sanayi Devrimi İngiliz köylülerini şehirlere çekmekteydi. Yüzlerce hektarlık toprakların sahipleri bu durumda modern tekniğe başvurmak zorunluluğunu duydular. Küçük toprak sahipleriyse topraklarını satıp şehirlere, fabrikalarda işçi olarak çalışmaya gidiyorlardı. El emeği kıtlığı tehlikeli bir durum almaya başlamıştı. Zengin tarımcıların projeleri altüst olacağa benzerdi. Buğdayı makineler aracılığıyla biçme imkânı bulunmaz mıydı?

Royal Society, sorunu yarışmaya koydu (1780). Binlerce ve çoğu hayali cevaplar geldi, öyle ki, XIX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar şöyle elle tutulur bir çözüm şekli ileri süren olmadı. Ta 1828'e, Patrick Bell'in "biçer"ine kadar. Bu araçla, ekinler gel-git hareketine uyan bir bıçakla kesilip kenara atılmaktaydı.

Aynı tarihlerde makineleşme sorunu Amerika'da ciddi bir durum almıştı. Bu ülkede el emeği kıtlığı yoktu, ama topraklar el emeğiyle ekilmeyecek kadar büyüktü. Louisiana'yı ve daha birçok devletleri de içine alarak genişlemiş olan Amerika Birleşik Devletleri'nde çiftliklerden her biri Belçika büyüklüğündeydi ve esir tüccarları harıl harıl zenci köle taşıdıkları halde, bunlar uçsuz bucaksız topraklarda kayboluyorlardı. Bu durumda, makineleşme çok ciddi bir sorun olarak karşılarına çıkmaktaydı.

Sorunu, Virginialı bir çiftçinin oğlu, Cyrus McCormick çözümledi (1809-1884). Babasının tarlalarına iki beygirle çekilen garip bir makine getirdi. Bir kayış aracılığıyla tekerlekler bir bıçkıyı harekete geçiriyorlardı. Bu araç buğdayları biçiyor ve özel bir bölmeden geçirip yana atıyordu. Tarlaların ne büyük bir hızla ve ne kadar düzgün tarandığını görenler şaşırıp kaldılar. Bunun üzerine McCormick sanayici oldu ve 1839'dan başlayarak makinelerini satmaya başladı.

1851 Londra Sergisi tarımsal makineleşmenin zaferini ilân etti. Birçok tip biçer makine sergilenmişti. Ama McCormick'inkinin bunların en gelişmişi olduğu ilk bakışta anlaşılıyordu. Biçki makinelerinin yanı sıra mekanik ekerler, döverler ve birkaç demirli mekanik saban da sergilenmişti.

1868'de Rus Andrey Vlassenko'nun "biçerdöver"! ortaya çıktı ve aynı yıllarda ilk buharlı döverler de işlemeye başladı.

Tarım Makineleri Hakkında Genel Bilgi

Tarım Makineleri Hakkında Genel Bilgi
Tarım Makineleri

Balya Makinesi

Daha önce biçilen ve tarlada kuruyan ot, yonca gibi hayvansal yemlerin ya da biçerdöverle hasat sonrasında tarlada kalan tahıl sapları gibi malzemenin sıkıştırılıp peketlenmesini ve bağlanmasını sağlayan makinedir.
Böylece malzemenin taşınması ve depolanması daha az masrafla, daha kısa zamanda yapılır.
Silindirik ya da dikdörtgen biçiminde balyalama yapan tipleri bulunur.

Biçerdöver

Hasat ve harman işlemini aynı zamanda yapan bir tarım makinesidir.
Başlangıçta buğday, arpa gibi tahılların hasat harmanında kullanılan biçerdöverlerin günümüzde baklagiller, ayçiçeği, mısır, çeltik ve diğer taneli bitkilerin hasat harmanında da başarıyla kullanılanları geliştirilmiştir.
Traktörle çekilir tipleri olmasına karşın en yaygın olarak kendi ilerleyen biçerdöver tipi kullanılır.

Çapa Makinesi

Çapa frezesi ya da frezeli ara çapa makinesi olarak da adlandırılır. Pamuk, ayçiçeği, mısır, soya, şekerpancarı, domates gibi geniş aralıklarla ekilen bitkilerin tarımında kullanılır.
Makine, toprağın çapalanarak yabancı otlardan arındırılmasını, toprak suyunun buharlaşmasını azaltarak su kaybının önlenmesini, toprağı karıştırarak havalanmasını, böylece bitki köklerinin gelişimine uygun bir ortam oluşmasını sağlar.

Çayır Biçme Makinesi

Çayır, yonca ve diğer yaş yem bitkilerini biçer.
Parmaklı ve üçgen yapak bıçaklı biçme düzeni bulunur.
Bitkiler makaslama biçme ilkesiyle biçilir.
Ayrıca serbest biçme yapan döner bıçaklı ve çarpmalı biçme yapan tipleri de bulunur.
Bu tip makinelerde dönerek çalışan biçme düzeni üzerindeki kesici bıçaklar bitkiye çarparak keserler.

Çukur Açma Makinesi

Toprak burgusu da denir. Meyve fidanı, orman ağaçları ve bağ çubuklarının dikiminde kullanılır.
Ayrıca, çit ve bağ direklerinin dikilmesi için çukur açma işlemleri de bu makineyle yapılabilir.
Genelde, traktör kuyruk milinden hareket alır.

Dipkazan

Toprağın, pullukla, uzun yıllar aynı derinlikte işlenmesi sonucunda, toprakta, "pulluk tabanı" denen sert ve geçimsiz bir tabak oluşur.
Bu tabaka bitkinin kök gelişimini engelleyerek ürün verimini azaltır.
Ayrıca bu tabaka nedeniyle suyun yüzey akışı yoluyla erozyon oluşabilir.
Dipkazan, bu sert ve geçirimsiz tabakanın kırılmasında kullanılır.
Sabit ya da titreşimli tip işleyici ayakları vardır.

Diskli Gübre Dağıtma Makinesi

Toprağın verim gücünü yükseltmek ve ürün miktarını artırmak için tanecikli haldeki yapay gübrelerin tarlaya dağıtılmasında kullanılır.
Makinenin deposunun alt kısmında ayarlanabilen bir delikten disk üzerine düşen gübre, hareketini traktörün kuyruk milinden alarak dönen disk yardımıyla toprağa dağıtılır.

Ekim Makinesi

Mibzer de denir. Tohumların ekiminde kullanılır.
Ekim makinesi, tohumların konduğu tohum sandığı, tohumu sandıktan alıp tohum borusuna atan çekici düzenekler, tohumu ekici ayaklara ileten tohum boruları, toprakta çizi açan gömücü ayaklar, hareket iletim düzenekleri, ekilmemiş alanları belirlemeye yarayan çizek, tohumun üstünü kapatan tohum kapatma düzeneği parçalarından oluşur.

Fide Dikme Makinesi

Bazı bitkiler yumru, soğan, çelik, fide ya da fidanla çoğaltılır.
Bu gibi bitkiler, dikim makinesiyle toprağa dikilir.
Fide dikim makineleri, bitkinin çeşidine göre, patlıcan, biber, lahana, domates dikme makinesi gibi adlar alır.
Makinede çizi açan bir ayak,özel diskler ya da çarklardan oluşan fide dikim ünitesi bulunur.
Fideler, açılan çizilere otomatik olarak bırakılır. Kapatıcı düzenek yardımıyla kökler toprakla kapatılır ve sulanır.

Kepçe

Traktör arka yükleyicisi de denir. Tarımsal ürünlerin ve değişik malzemelerin yüklenmesinde kullanılır.
Traktörün arkasına üç nokta askı düzeniyle bağlanır.
Traktör hidroliğinden hareket alarak çalışır.

Kültüvatör

Toprağı altüst etmeden, yani devirmeden işler.
Toprağı yırtmak, kabartmak havalandırmak, yabancı otları kesip köklerini topraktan çıkarmak, kimyasal gübreleri ve serpme yoluyla ekilen tohumları toprağa karıştırmak gibi amaçlarla kullanılır.
Anız bozmada da kullanılır. İşleyici ayaklar, çatıya değişik bağlantılarla iki ya da üç sıralı olarak dizilir.
Ayaklara dar ya da kazayağı biçiminde uç demirleri takılır.

Merdane

Genellikle tohum yatağı hazırlığında kullanılır.
Toprağı bastırır, iri, kara ve sert toprak parçalarının parçalanıp, ufalanmasını sağlar.
Tarla yüzeyini düzeltir. Bazı durumlarda, ekimden sonra tohumun toprağa değmesi merdaneylse sağlanır.
Böylece çimlendirme işlemi hızlandırılır.
Yüzey biçimine göre, düz, dalgalı ve dip bastıran merdaneler olmak üzere üç tipi bulunur.

Orak Makinesi

Ülkemizde tahıl tarımında yaygın olarak kullanılan hasat makinelerinden biri de kanatlı orak makinesidir.
Çeşitli tahıl türlerini biçer, aynı zamanda biçilen ürünü demetler haline getirir ve tarlaya öbek halinde bırakır.
Ayrıca ürünü biçen, demet haline getiren ve bağlayan biçer bağlar orak makinesi tipi de bulunur.

Pamuk Hasat Makinesi

Pamuk toplamak için geliştirilmiştir. Bu makineyle 15 dekar alandaki pamuk bir saatte toplanabilir.
En çok üretilen ve kullanılanı, 4-5-6 toplama ünitesi olanlardır. Her bir ünite, bir sıra pamuk toplar.
Pamuklar, kendi çevresinde dönen iğlerle yakalanır ve sıyırıcı plakalarla üğlerden sıyrılır.
Hava akımı yardımıyla da sepete atılır.

Patates Dikim Makinesi

Bir çapa bitkisi olan patatesin, belirli aralıklarla toprağa dikilmesini sağlar.
Yarı otomatik ve otomatik olmak üzere iki tipi bulunur.
Yarı otomatik tiplerde, toprakta çizinin açılması ve kapatılması işlemini makine yapar.
Yumruların toprağa bırakılmasıysa bir işçi tarafından elle yapılır.
Otomatik tiplerdeyse bütün işlemleri makine yapar.

Pulluk

Temel toprak işleme aletidir. Zamanla oturmuş ve sıklaşmış toprağın ilk işlenişi sırasında kullanılır.
Toprağı keser, yükseltir ve devirir.
Böylece hasattan sonra tarla yüzeyinde kalan bitki artıklarını, yabani otları ve tarla yüzeyine serpilmiş gübreyi toprağa gömer.
İşleyici gövdesine göre kulaklı ve diskli pulluk olmak üzere başlıca iki tipi bulunur.

Pülverizatör

Tarımsal ürünleri, hastalıkların, zararlıların ve yabancı otların etkisinden koruyarak verimli ve kaliteli ürün alabilmek için ilaçlama yapılır.
Sıvı haldeki tarımsal ilaçları damlacıklar halinde bitkilere dağıtan ve en yaygın olarak kullanılan bitki koruma makinesidir.
Traktörle çekilen ya da asılan tiplerinden başka, elde taşınan, elle çekilen, sırtta taşınan ve kendi ilerleyebilen tipleri de vardır.

Rototiller

Bir tür toprak frezesidir. Topraktaki bitki sapı, yeşil ot gibi organik maddelerin kesilerek parçalanmasını sağlayarak toprağı çok iyi karıştırır.
Karıştırma etkisi, pulluktan 7 kat daha fazladır. Tohum yatağı hazırlanmasında da kullanılır.
Traktörün kuyruk milinden hareket alan, hareket yönüne dik ve toprak yüzeyine paralel olarak dönen bir mil üzerindeki bıçaklardan oluşur.

Römork

Tarım arabası da denir. Tarım ürünlerinin taşınması amacıyla kullanılır.
Tek dingilli ve iki dingilli tipleri bulunur.
Bir çeki oku yardımıyla traktörün arkasındaki çeki kancasına ya da çeki demirine bağlanır.
Römork kancasının büyüklüğüne bağlı olarak 3,4,5 tonluk büyüklüklerde olanları bulunur.
İki dingilli olanların yük taşıma kapasitesi tek dingillilere göre daha fazladır.
Römorkun yük kapasitesi arttıkça onu çekecek olan traktörün güç gereksinimi de artar.

Sapdöver Harman Makinesi

Elle ya da çeşitli hasat makineleriyle önceden biçilmiş ve toplanmış tahıl, nohut, fasulye gibi tarımsal ürünlerin harmanlanarak, tanelerinin başak, kabuk, kapsül gibi kısımlarından ayrılmasını sağlar.
Ayırma işlemi, hasat edilmiş ürünlerin makinenin harmanlama ünitesine verilmesinden sonra, burada ovalanması ya da dövülmesi yoluyla gerçekleşir.

Silaj Makinesi

Silaj, taze ve sulu bitkisel maddelerin havasız ortamda fermente olmalarından sonra elde edilen yeşil ve sulu yemdir.
Bu makineler, slajı yapılacak olan mısır, yonca, fiğ ve korunga gibi yeşil yem bitkilerini biçer, parçalar ve özel bir araba içine aktarır.
Tek sıralı, iki sıralı ve çok sıralı tipleri bulunur.

Süt Sağım Makinesi

Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların sağımında kullanılır. Vakum sistemiyle çalışır.
Makine sağım başlığı, nabız aygıtı, vakum üretici, süt kovası, süt ve vakum borularından oluşur.
Sağım başlığı, insan eliyle yapılan işlemin aynısını memeye uygulayarak sütün sağımını gerçekleştirir.
Sütün temiz ve sağlıklı bir biçimde sağılmasına olanak tanır.

Şekerpancarı Hasat Makinesi

Şekerpancarının, yumru biçiminde bir kökü ve toprak üstündeki baş kısmında sap ve yaprakları bulunur.
Şekerpancarı hasat makinesi de, şeker pancarının baş kısmını belirli bir yükseklikte keser, topraktan gevşeterek yükselmesini sağlar.
Bitkiyi toprak parçaları ve diğer yabancı maddelerden temizleyerek, depolanması için bir taşıyıcıya yükler.
Traktörle çekilen ve kendi ilerleyen tipleri bulunur.

Tırmık

Pullukla işlenmiş tarlada toprağın kabartılması, iri toprak parçalarının kırılması, tarla yüzeyinin düzeltilmesi, yabancı otlarla savaş, gübreleme, serpme yoluyla atılan tohumların toprağa gömülmesi işlemini yapar.
Ayrıca toprağın zamanla oturmasından dolayı oluşan kılcalları parçalayarak toprakta nemin azalmasını önler.
İşleyici parçaların biçimine göre dişli, yaylı, döner ve diskli (diskaro) tipleri bulunur.

Toprak Frezesi

Parçaları hareketli olan bir toprak işleme makinesidir.
Toprağı yüzeysel olarak kabartır, ufalar ve parçalar.
Tarla yüzeyindeki yabancı otları ve bitki saplarını keserek parçalar ve toprağa tek düze olarak karıştırır.
İkinci ürün için tohum yatağı hazırlığında, özellikle bağ ve bahçelerde toprak işlemede kullanılır.
Traktörün kuyruk milinden hareket alarak çalışır.

Traktör

Tarımsal işletmelerde kullanılan temel kuvvet kaynağı olup, pulluk, kültüvatör, freze, ekim makinesi, gübreleme makinesi gibi çeşitli tarım alet ve makinelerinin çalıştırılmasını sağlar.
Ayrıca çeki kancasına bağlanan römork yardımıyla yük taşımada kullanılır.
Daha çok yük taşımak, yol tutuşunu güçlendirmek için arka tekerlekleri daha büyük olur.

Zeytin Silkme Makinesi

Zeytin ağaçlarından zeytinlerin toplanmasını sağlar.
Bu makineyle ağaçtaki zeytinlerin neredeyse tamamı toplanabilir. Titreşimle çalışır.
Kavrama çubuğu ucunda özel olarak geliştirilmiş kanca sayesinde değişik kalınlıklardaki ağaç dallarını yakalar ve sallar.
Bu makineyle, fıstık, kayısı gibi meyveler de toplanabilir.

Süt Humması (Hipokalsemi) İle ilgili Bilgi

 Süt Humması (Hipokalsemi) İle ilgili Bilgi

Süt humması, kan kalsiyum seviyesini düzenleyen paratroid hormonunun doğum sonrası işlev gösterememesi sonucunda oluşur. Doğum felci daha çok yüksek süt verimli sığırlarda doğum sonrası görülen metabolik bir hastalıktır. Hayvan doğum yaptıktan sonra sağıldığı için sütle birlikte vücuttan fazla miktarda kalsiyum dışarı verilmektedir. Bu hastalığın en önemli çıkış sebebi kandaki iyonize kalsiyumun doğumdan hemen sonra ilk süt verimiyle beraber azalmasıdır. Genetik yatkınlık, doğum öncesinde hayvanların yanlış beslenmeleri, yüksek süt verimi, kalsiyumca zengin yemlerle fazla beslenme, mera ve rasyonun magnezyum miktarı hastalık oluşumunda önemli etmenlerdir. Doğum haricinde hipoprotidemi,renal yetmezlik,hipoparatiroidi,pankreatit,malabsorbsiyo n sendromu gibi durumlarda da görülebilir.

Doğuma 6-8 hafta kala kuruya çıkarılan hayvanlar bu süre boyunca hiç sağılmadığından kan kalsiyum seviyesi yüksektir ve paratroid hormonunun salıverilmesine vücut tarafından ihtiyaç duyulmamaktadır. Böylece git gide paratroid hormonu tam bir dinlenme dönemine girerek doğum sonrası fonksiyonlarını gösterememektedir.
Hayvan doğum yaptıktan sonra sağıldığı için sütle birlikte vücuttan fazla miktarda kalsiyum dışarı verilmektedir. Kan kalsiyum seviyesini ayarlamak için o an paratroid hormonu devreye giremez ve süt humması da dediğimiz doğum felci gerçekleşir. Bu yüzden gebe hayvanlar kalsiyumca fakir fosforca zengin yemlerle beslenmelidir. Tedavisi: (semptomatik) 1.Acil kalsiyum verilmesi 2.Çeşitli kalsiyumların ve D vitamini preparatlarının verilmesi

11 Nisan 2013 Perşembe

Bitkilerde Hastalık ve Zararlılar Hakkında Genel Bilgi

Bitkilerde Hastalık ve Zararlılar Hakkında Genel Bilgi
Bitkilerde Hastalık ve Zararlılar


Bitkisel üretimi olumsuz yönde etkileyen fak törlerin en başında hastalık ve zararlılar gel mektedir. Çok çeşitli hastalık ve zararlıların bitkilere verdiği zarar bazan yüzde yüzü bu lur. Verimi son derece düşür me yanında bit kinin kalitesinide olumsuz etkiler ler.Bu hastalık ve zararlılarla doğru mücadele etmek onların doğru teşhisiyle mümkün olabilir.
Bu hastalık ve zararlılardan önemli olanları belli başlıklar altında toplamak gerekirse:
Toprak altı zararlılar: Nematodlar, Tel kurtları ,Bozkurtlar , Danaburnu ...
Tüm bu hastelık ve zararlılarla mücadele eder ken mutlaka uzmana danışmalı ve tavsi yelere mutlaka uyulmalıdır.

Yaprak zararlıları: Yaprak bitleri , Yaprak bitleri ; Kırmızı örümcekler , Beyaz sinek Ağ kurdu,Yaprak büken,Yüzük kelebeği, Altın kelebek gibi böceklerin tırtılları bitki yapraklarını yiyerek zarar verirler.Kendilerine ağ yada paket örerler.

Hastalıklar : Külleme , Pas, Çökerten şeklinde belli başlılarını sıralayabiliriz.
4-Yabancı otlar: Üretilen bitkilerin suyuna besinine ve ışığına ortak olarak bitkinin yeterince yararlanmasını engelleyen bitkilerdir.

Süs Bitkilerinde Görülen Başlıca Hastalık ve Zararlılar
Krizantemde Japon Beyaz Pası (Puccinia horiana)
Belirtileri:
Beyaz pas yaprakların alt yüzeyinde küçük beyazımsı kabartı veya püstüller oluşturur. Üstten bakıldığında yaprakta sarımsı lekeler görülür. Püstüller açıldığında çok sayıda parlak kahverengi sporlar serbest kalır.
Enfeksiyonla simptomların görülmesi arasında geçen süre 8 gün ile 8 hafta arasında değişir. Normal olarak bu süre 2-4 haftadır. Fungusun muhtelif ırkları değişik çeşitlerde farklı etkiler yapar. Çeşitlerin fungusa dayanıklılığı aynı değildir.
Kültürel Önlemler:
Yeşil aksam kuru tutulmalıdır. Sporlar en az 5 saat suda kalırsa enfeksiyon meydana gelebilir. Bitkiyi karartma materyali ile karartmadan önce sulamak doğru olmaz.

Güllerde Pas Hastalığı (Phragmidium spp)
Belirtileri: Hastalık önce yaprak, dal ve tomurcuk saplarında sarımtrak lekeler halinde görülür. Daha sonra bu lekeler kırmızıya dönüşür. Lekeler hafif kabarık püstüller halindedir. Lekelerden dolayı bitki iyi beslenemez. Çiçek miktarı azalır. Kalite düşer. İlkbaharda çiçek tomurcuklarının açılmamasına neden olur.

Kültürel Önlemler:
İlkbaharda dal, yaprak, tomurcuk sapı ve çanak yapraklarda kırmızı kabartılar (esidi) görüldüğünde hastalıklı dallar budanmalıdır. Budama artıkları yakılmalıdır.
Toprağa düşen yapraklar toplanarak imha edilmeli ya da derince gömülmelidir.

Begonyada Külleme Hastalığı (Oidium begoniae Putt.)

Belirtileri:
Hastalık bitkinin gövde, yaprak, yaprak sapı ve çiçekte görülür. Yaprakların üzeri önce fungusun misel ve konidilerinden oluşan hafif kirli beyaz bir örtü ile kaplanır. Daha sonra yaprak kahverengileşir ve kurur.

Kültürel Önlemler:
- Temiz bitkilerden çelik alınmalıdır.
- Aşırı sulamadan kaçınılmalıdır. Özellikle üstten sulama yapılmamalıdır.
Fasulyede: Yeşilkurt ve Tohum Sineği
Yeşilkurt
İlkbaharda Nisan sonu Mayıs başından itibaren ilk kelebekler görülmeye başlar. Kelebekler genellikle akşam üzeri uçuşurlar.
Zarar Şekli :
Yapraklarla beslenen larvalar (tırtıllar) daha sonra fasulye, domates, biber, patlıcan, bamya, nohut ve mercimek gibi sebzelerin meyvelerini delerek içine girer ve orada beslenirler. Ayrıca bir meyveden diğerine geçmek suretiyle de bir çok meyvenin zarar görmesine neden olurlar.
Kültürel Önlemler:
Tarlada ve çevresinde yabancı ot temizliği yapılmalı, çürük meyvelerin tarlada bırakılmayıp imha edilmesi gerekmektedir.
Kimyasal Mücadele:

Yeşilkurt mücadelesinde esas, koruyucu mücadele yapmaktır. Larvalar meyveye giriş yapmadan önce ilaçlamayı yapmak gerekir. Bunun için fasulye domates, biber, bamya ve nohutta Haziran başından itibaren tarlaya köşegenler doğrultusunda girilerek tarlanın büyüklüğüne göre 50-100 bitki kontrol edilerek bitki üzerinde zararlı aranır. Bulaşma oranı %5 ve yukarısı bulunursa derhal kimyasal mücadele yapılmalıdır. İlaçlamalar sabah erken veya akşam üzeri yapılmalı, bitkinin iç ve alt kısımlarının ilaçlanmasına özen gösterilmelidir.
Tohum Sinegi

Zarar Şekli:
Yumurtadan çıkan larvalar toprakta organik materyallerde, tohum yataklarındaki çimlenmekte olan tohumlarda; çimlenen tohumların kök, gövde, büyüme konisi ve kotiledonlarında galeri açarak beslenir. Gövde ve kotiledonlar, toprak yüzüne çıkmadan zarar görürler. Büyüme konisi tahrip olan bitkiler gelişemez, kök ve gövdesi fazla zarar gören bitkiler kurur. En önemli konukçuları fasulye, hıyar, kabak, kavun ve karpuzdur. Çevre koşullarının böceğin gelişmesine elverişli olduğu yıllar fasulye ekimin 1-2 defa tekrarlanmasına neden olacak kadar zararlı olabilmektedir.
Mücadelesi:
Kültürel Önlemler:
Taze çiftlik gübresi yerine çiftlik gübresinin kullanılması gerekir.
Kimyasal Mücadele
Tohum İlaçlaması :
Ekimden önce 1kg tohumu ıslatacak miktarda su içinde ilaç eritilerek bu ilaçlı su ile tohum ilaçlanır. Bir süre kurutulduktan sonra ekim yapılır.
Toprak-Yeşil Aksam İlaçlaması:
Kimyasal mücadelede bir yıl önceden bulaşık olan tohum yatakları, fideliklerde ekimden önce tohum yatakları veya ocaklar mutlaka ilaçlanmalıdır. Fide dikiminden sonra ilk zarar görüldüğünde kimyasal mücadeleye başlanır

Süs Bitkileri Ziraatı Hakkında Genel Bilgi

Süs Bitkileri Ziraatı

 
 
 
Bardak menekşe (Gloxinia)
Botanik Adı: Sinningia speciosa
Sinonimi: Gloxinia speciosa
Familyası: Gesneriaceae
Vatanı: Brezilya
Tanımı: Yaprakları tüylü, iri veya küçük; çiçekleri çok değişik renklerde, kadife gibi tüylü ve borazan şeklinde-dir.
Diğer Türleri: Doğada 20 türü bulunan Sinningia cinsinin süs bitkileri yetiştiriciliğinde önemli olan tek türü S. speciosar17;dır.
 
YETİŞME İSTEKLERİ
Sıcaklık: Dinlenme döneminde 12-16 oCr17;de muhafaza edilmesi gereken yumrular 21 oCr17;de sürmeye başlarlar. Bitkinin en düşük büyüme sıcaklığı 18 oC, yazın en yüksek sıcaklık 23 oCr17;dir.
Orantılı Nem: Yüksek orantılı nem (% 75-80) ister.
Işık: Yarı gölge yerleri severler. Özellikle çiçekli halde iken doğrudan güneş ışığı alan yerlerde bulundurulma-malıdır.
Saksı Harcı: Yumrular Şubat ayında nemli turbaya dikilmeli, sürmeye başlayınca John Innes saksı kompostu No. 2r17;ye alınmalıdır. Ayrıca, hacim olarak 3 kısım tınlı toprak, 1 kısım turba, 1 kısım yanmış ahır gübresi ve 1 kısım kumun karışımından elde edilen harç da kullanılabilir. Bir başka harç ise, yine hacim olarak eşit miktarlar-da tınlı toprak, turba, yaprak çürüntüsü ve kumun (veya perlitin) karışımından oluşur.

ÜRETİM TEKNİĞİ
Esas üretim tarzı tohum ile olmasına karşın, yaprak ve sürgün çelikleriyle de üretilebilirler. Tonum ekimi, John Innes tohum kompostuna Şubat-Mart aylarında yapılır. Çimlendirme ortamı olarak hacim olarak eşit miktarlarda ince turba ve orman toprağı karışımına az miktarda kum eklenmesiyle hazırlanan harç da kullanılabilir. Ekim kasaları 20-22 oCr17;de ve orantılı nemi yüksek bir yerde muhafaza edilir. Sulamanın alttan kapillarite yoluyla yapılmasına dikkat edilmelidir. Bu koşullarda tohumlar 2-3 hafta içerisinde çimlenirler.
Önce kasalara, 4-5 hafta sonra 8 cmr17;lik saksılara şaşırtılan fideler 30-40 gün sonra 12 cmr17;lik saksılara alınırlar. Çelikle üretme, 5-7,5 cm uzunluğundaki dip sürgünlerinin yumrudan da bir parça alarak Mart veya Nisan başında ayrılması suretiyle olur. Yaprak çelikleri ise Haziran-Temmuz aylarında alınır. Alınan çelikler hacim olarak eşit miktarlarda turba ve kum karışımına dikilirler. Ortam sıcaklığı 21 oC dolayında tutulursa 3-4 hafta içerisinde köklenme gerçekleşir.

BAKIM ÖNLEMLERİ
Saksı Değiştirme: Her yıl Şubat-Mart aylarında yapılır.
Gübreleme: Mart-Mayıs ayları arası haftada bir kez 2 g/l kompoze, Haziran-Ağustos ayları arası ise 2 haftada bir kez 2 g/l potasyumca zengin kompoze gübre verilir.
Sulama: Bitkiler çiçeklenme süresince (Mayıs-Eylül ayları arası) kireçsiz su, olanaklı ise yağmur suyu ile bolca sulanmalı, ancak yapraklara su püskürtülmemeli ve sulama yaparken yaprakların ıslanmamasına özen gösteril-melidir. Sonbaharda verilen su azaltılarak yaprakların sararması ve dökülmesi sağlanmalıdır.
Ekimr17;den Ocakr17;a değin dinlenme dönemi boyunca bitkilere çok az su verilmelidir. Dormant yumrulara Şubat ayından itibaren yeniden su verilmeye başlanır.
Budama: Kuruyan, çürüyen yaprak ve çiçekler (saplar ile birlikte) kesilip uzaklaştırılmalıdır.
Hastalıklar ve Zararlılar: Önemli hastalıkları Virus, Kök Çürüklüğü, Soğanımsı gövde çürüklüğü (Pythium ve Thielaviopsis tarafından oluşturulur), Külleme ve Kurşuni Küf; zararlıları ise Kırmızı Örümcekler, Yaprak bitleri ve Unlu Bitlerr17;dir.
Kasımpatı / Chrysanthemun / Chrysantheme / Chrysanthème / Chrysanthemum / Krizantem / Margarit)
Vatani Çin, Japonya olan park ve bahçelerde yetistirilen güzel çiçekleri olan süs bitkileri. Sonbahardan kisa kadar çiçek açar. Saridan kirmiziya kadar çesitli renklerde iri ve katmerli çiçekleri vardir. Büyüklükleri ve sekilleri türlerine göre farklidir.
Türkiyer17;de yetistigi yerler; Ege, Akdeniz, Marmara bölgesi.
Kullanildigi yerler: Balkanlarda yetisen ve Chrysanthemum cinerariae folium adi verilen türündan, böcek öldürücü ilaç yapilir.
Kasımpatları kasvetli ve çiçeksiz sonbahar bahçelerini canlı renkleriyle adeta bir yaz şölenine çevirirler.Uzak Doğu kültüründe önemli bir yeri olan bu çiçek bizde de öteden beri çok sevilir.
Bitki birbirinden farklı yüzlerce çeşide sahiptir.Kalıcı ve yıllık türleri vardır.Yetiştirilmesi gayet kolaydır.Genellikle çeliklerinden veya kök sürgünlerinden çoğaltılır.Tohumla yetiştirilen cinsleri de vardır.
Bahçede güneşli ve rüzgar almayan bir yere dikilir.Bitki yaz boyunca düzenli sulanır ve beslenir.Sonbaharda uzun boylu ve iri çiçekli olanları desteklenir.Çiçekler bittikten sonra bitki toprak hizasında kesilir.Üzerine biraz kuru ot veya gübre konursa kökler soğuktan etkilenmez.
Saksıda yetiştirmek için küçük çiçekli ve kısa boylu olanları daha uygundur.Çoğaltmak isteniyorsa İlkbaharda bitki sürmeye başlayınca kök sürgünleri dikkatle ayrılıp dikilir.
Kasımpatı suda haftalarca dayanır.Topladığınız veya satın aldığınız kasımpatlarının iyice açmış olmasına dikkat edin.Tomurcuklar suda açmayabilir.Vazo suyuna konacak birkaç damla çamaşır suyu bakterial gelişimi önleyecektir.
Koltuk alma işlemi kesme pat yetiştiricilliğinde uygulanır.Böylece yan dal, sürgün gelişimi önlenir.Bitki tek sap üzerinde boy yapar. Saksılı krizantemlerde ise uç alınır ki yan sürgün versin, dallı, kompakt bitkiler elde edilsin.Tepe sürgünün ucu mümkün olduğunca kısa kesilip dallanarak gelişmesi teşvik edilir.
Koltuk alma, bitki gövdesi ile ana yaprakların birleştiği yerden çıkan sürgünlerin koparılmasıdır.
Saksıdaki krizanteminiz muhtemelen torf ağırlıklı bir harca dikilidir. Bu yüzden sık sulamanız gerekecektir.
Saksılı yetiştiricilikte her saksıya genelde 5 tane köklü çelik dikilir.Tek bitki zayıf olur. Sizin kısa keslmiş gövdeler dedikleriniz muhtemelen geçmiş bitkilerdir.Göz ihtiva ediyorlarsa yeniden sürebillirler.
Yaz aylarında yüksek sıcaklar kör tomurcuk teşgiline neden olabilir.Yani bitkinin tomurcukları çiçek açmaz.
Krizanteminize yaprak bitleri bayılacaktır haberiniz olsun. Kimyasallarıkullanmak istemzseniz ev yapımı ilaçlar köşemize bir uğrayın.
Bahçeye dikebilirsiniz hiç sakınca yok.Köklerinin yüzlek olması hastalık değildir. Zaten saçak köklü bir bitkidir.
Botanik Adı: Cactus
Türkçe Adı: Kaktüs
Familyası: Cactaceae

Vatanı: Kaktüslerin anavatanı Amerika kıtası ve yöresindeki adalar olup, en çok kaktüs türüne Meksikar17;da rastlanmaktadır.
Tanımı: Kaktüs adı Yunancar17;da r0;dikenli bitkir1; anlamına gelen r0;kaktosr1; kelimesinden gelmektedir. Yaprakları hemen hemen kaybolmuş, bunların yerini dikenler almıştır. Gövde genelde dilimli, köşeli, kıvrımlıdır. r0;Areolr1; adı verilen kadife tüylü diken dipleri en belirgin özelliğidir. Çiçekleri güneşi yansıtmak için saten gibi parlak, kısa ömürlü, maviden başka her renktir.
Bitkiler dünyasında tümüyle ayrı bir yapıya ve güzelliğe sahip olan kaktüslerin bilinçli şekilde yetiştirilmeleri, onlara emek veren kişilere çok zevkli anlar yaşatabilir. Birbirinden çok farklı yapı, görünüş ve umulmadık derecede renkli, güzel çiçekleriyle gerçek süs bitkisi niteliği kazanan kaktüslere, etli bitkiler (succulents) adı da verilmiştir.
Amerika kıtasının kızgın çöllerinde son derecede sıcak güneş ışınları altında kuru rüzgârlara göğüs geren, gece ve gündüz ısı değişimi altında yaşamını sürdüren kaktüsler vardır. Böylesine zor koşullar altında yaşayabilen kaktüslerin yaşam gücünü diğer bitkilerle kıyaslamak mümkün değildir. Yapılan araştırmalara göre, kaktüsler bu tür ağır koşullara ve 60 C'a varan sıcaklığa kadar dayanabilmektedir. Bu dayanaklılıkları, üzerlerinde bulunan tüy ve dikenlerin doğrudan gelen yakıcı güneş ışınlarını yansıtan, hafifleten ve etkilerini önleyen koruyucu rollerinden kaynaklanmaktadır.
Kaktüslerin en önemli özelliklerinden biri de, yaşamı için gerekli olan su toplamını kendi bünyelerinde depolayarak kuruda kaldığı zaman bu yedek sudan yararlanabilmeleridir. Bu tür bitkiler hafif bir yağmur ya da gece düşen çiğden bile yararlanarak en küçük fırsatları bile kullanmayı bilmektedir. Diğer önemli özellikleri, kaktüslerin bünyelerinde depo ettikleri suyu oksidasyon işlemine sokarak kendi beslenmelerine yararlı olarak şeker dengesini sağlayabilmeleridir. Kısaca, kaktüsler hangi şekilde olursa olsun yaşam koşullarındaki değişikliklere uyum göstermesini en iyi bilen ve bu yetenekleriyle yaşamlarını sürdürmeyi sağlayan bir bitki grubunu oluştururlar.
Diğer Türleri: Doğada 5.000 türü bulunan Cactaceae familyasını 3 altfamilyaya ayırmak ve bu altfamilyaları oluşturan önemli cinsleri şu şekilde sıralamak olanaklıdır.
1. Altfamilya: Peireskioideae (ince ve uzun, çoğu hala yapraklı kaktüsler): Peireskia.
2. Altfamilya: Opuntioideae (gelişme noktalarından sürgün veren, yassı veya sütunumsu kaktüsler)puntia.
3. Altfamilya: Ceroideae (diğer top ve sütun formlu kaktüsler): Aporacactus, Astrophytum, Cephalocereus, Cereus, Chamaecereus, Echinocactus, Echinopsis, Epiphyllum, Ferocactus, Mamillaria, Melocactus, Notocactus, Rebutia, Rhipsalidopsis, Trichocereus, Zygocactus.
1-YETİŞME İSTEKLERİ
A-Sıcaklık: Büyüme ve çiçeklenme dönemlerinde sıcağı çok severler. Kışın birçok kaktüs türü 6-10 oC arasında sıcaklığa gereksinim gösterir. Daha ılık iklimlerde yetişen bazı türleri ise sıcaklığı 10-15 oC olan yerlerde bulundurulur. Ancak, kaktüslerin iyi bir şekilde çiçeklenebilmeleri kışın su verilmeden aydınlık ve serin bir yerde tutulmaları ile sağlanır.
B-Orantılı Nem: Kuru havayı severler. Dolayısıyla % 50-60r17;lık nem yeterlidir.
C-Işık: Etli bitki ve kaktüs türlerinin her birinin ışıkla ve güneşle ilişkileri birbirinden farklıdır. Bazı türler doğ¬rudan güneş ışıklarına dayanabildiği halde, bazıları gölgede kalmayı isterler. Doğrudan güneş ışığına da¬yanabilen, kızgın çöllerdeki doğanın en acımasız sı¬cak ve kuraklığında yaşayabilen türler olduğu gibi, bir kısım bitkiler güneşten sanki korkar gibidir. Sıcaklığın verdiği ağır ortam içinde bitkinin su gereksinimi fazla olur. Genel olarak kaktüsler aydınlık ve güneşli yerleri severler. Eğer iç mekanlarda bulunduruluyorlarsa, güneşe bakan pencere önleri en uygun yerlerdir. Uzun süre yoğun gölge yerlerde bırakılan kaktüslerin yeni çıkan sürgünleri anormal uzamaya başlar ve renkleri açık yeşil, giderek sarıya dönüşür. Bitkiler kışın daha az aydınlık yerlerde tutulabilir. Kışı gölge yerlerde geçiren kaktüsler, İlkbaharda güneşe birdenbire değil, alıştırılarak çıkarılmalıdır.
D-Saksı Harcı: Kumlu, süzek toprakları severler. Yeterli havalanma ve drenaj sağlayabilmek için karışımların en az 1/6r17;sı kaba dişli kumdan oluşmalıdır. Genel olarak kaktüs yetiştiriciliğinde kullanılan saksı toprakları hacim olarak 1 kısım tınlı toprak, 1 kısım yaprak çürüntüsü, 1 kısım kaba dişli kum ve 1 kısım odun kömürü, tuğla veya saksı kırığının karışımıyla elde edilmektedir. Ayrıca, hacim olarak eşit miktarlarda tınlı toprak, yaprak çürüntüsü, kaba dişli kum ve yanmış ahır gübresinin karışımından oluşan harç da kullanılmaktadır. Bazı kaktüslerin büyütülmesinde ise 1 : 1 : 1 veya 2 : 1 : 1 oranlarında perlit, turba ve yaprak çürüntüsünün karışımından yararlanılmaktadır.
2-ÜRETİM TEKNİĞİ
Kaktüsler hem Generatif (tohum ile), hem de vejetatif (çelik, aşı, ayırma ile) yöntemlerle üretilebilmektedir. Uygulamada vejetatif üretim daha kullanışlıdır. Ancak, fazla miktarda üretim söz konusu olduğunda, tohumla üretim yöntemi yeğlenir.
A-Tohum ile Üretim: Tohumlar genellikle 1 yıl bekletildikten sonra ekilir. Ancak Epiphyllum (Atlas Çiçeği) ve Zygocactusr17;un (Yılbaşı Çiçeği) tohumları taze iken ekilmelidir. Çimlenme süresini kısaltmak için, iri ve sert kabuklu tohumlar ekimden önce suda ıslatılır veya mekaniksel yollarla aşındırılır. Ekim İlkbaharda (Mart-Nisan aylarında) yapılır. Tohumların çimlendirilmesinde, hacim olarak eşit miktarlarda orman toprağı, turba ve kumun karışımından oluşan harç kullanılabilir. Bu karışıma bir miktar odun kömürü tozu eklenmesi yararlıdır. Tohumlar, yine hacim olarak eşit miktarlarda yaprak çürüntüsü, dişli dere kumu ve odun kömürü karışımına da ekilebilir-ler. Çimlendirme ortamının yüzeyine 3-4 mm aralıklarla ekilen tohumların üzerleri kendi irilikleri kadar harç tabakası ile örtülür. Çok ince tohumların üzeri örtülmez, düzgün bir tahta parçasıyla hafifçe bastırılır. Ekim işi bittikten sonra tohum yastığı süzgeçli kova ile sulanır ve üzeri camla örtülür. Kaktüslerin çoğu ışıkta çimlendiklerinden, yastık veya kasalar aydınlık bir yerde bulundurulur. Çimlenme süresince ortam aynı şekilde nemli kalmalı; sıcaklık gündüz 20-30 oC, gece ise 18-20 oC dolayında tutulmalıdır. Kaktüs cinslerine bağlı olarak çimlenme 4 gün ile 1 yıl içerisinde olur. Sözgelişi, Rebutia cinsi kaktüslerde çimlenme 4 gün içerisinde gerçekleşmektedir. Fideler birbirine değinceye değin tohum yastığında bırakılmalı, daha sonra köklerine zarar vermemeye özen göstererek başka kasalara şaşırtılmalıdır. Genç bitkiler 1 veya 2 yıl sonra küçük saksılara alınırlar.
B-Çelik ile Üretim: Çelikler olgunlaşmamış sürgünlerden tepe çeliği tarzında ve büyüme dönemi içerisinde (Haziran-Eylül ayları arasında) alınırlar. Kesim işi keskin bir bıçakla kuru ve güneşli bir havada yapılır. Köklerin yanlardaki diken diplerinden çıkmasını önlemek için çeliklerin alt kısımları konik bir şekilde yontulur. Hazırlanan çelikler yara yerinin kuruması için sıcak, gölgeli ve havadar bir yerde 2-3 gün bekletilir. Kesim yeri tümüyle kuruyan çelikler, köklendirilmek üzere bir miktar odun kömürü tozu ile karışık dişli dere kumu veya perlit içerisine dikilirler. Köklendirme ortamı olarak, eşit hacimlerdeki turba (veya yaprak çürüntüsü) ve dişli kumun karışımından oluşan harç da kullanılabilir. Çelikler uzun ise sallanma ve devrilmeyi önlemek için bir çubuk ile desteklenmelidir. Dikilen çeliklere su verilmemeli, sık sık su püskürtülmelidir. Bu koşullarda çelikler 10-15 gün ile 1 yıl içerisinde köklenirler. Kökler 2-3 cmr17;lik bir uzunluğa erişince, köklenme yastığından alınarak normal kaktüs harcına dikilirler. Bu durumda yine kısıtlı su vermeye devam edilir.
C-Aşı ile Üretim: Bu üretim yöntemi, köklerinin duyarlılığı nedeniyle nemli toprakta uzun süre kalmaları halinde çürüyebilen; özümleme olayını gerçekleştiren yeşil renkten yoksun oluşları nedeniyle kendi kendilerine yaşaya-mayan; az veya çok yavaş büyüyen kaktüs türlerinde uygulanmaktadır. Aşı ile üretimde anaç olarak kökleri duyarlı olmayan ve hızlı büyüyen Cereus türleri seçilir. En çok yeğlenenler Eriocereus jusbertii, Trichocereus spachianus, Trichocereus pachanoi, Cereus peruvianus ve Myrtillocactus geometrizansr17;tır.
Aşılamada ilke, anaç ve kalem olarak seçilen iki kaktüsün ana damarlarının bir veya birkaç yerinden birbirleriyle kaynaşmasıdır. Aşılama için en uygun zaman kaktüslerin büyümeye başladıkları dönemdir. Sıcak havalarda yapılan açıların tutma şansı daha yüksektir. Her iki kaktüsün birbiriyle kaynaşması, 2-3 gün ile birkaç hafta arasında değişir. Anaç olarak kullanılacak kaktüsün aşılanacak kısmı en az 3-4 aylık, en çok 2 yıllık olmalıdır.
Anaç kaktüs temiz ve keskin bir bıçak veya jiletle uygun yerinden kesilir. Tepesi düzgün olara kesilen anacın kenarları da, kuruyup büzüldüğü zaman kalem olarak kullanılan kaktüse baskı yapmaması için eğik olarak kesilir. Kesim aleti temizlendikten sonra, aşı kalemi olarak kullanılacak kaktüs de alt kısmından kesilir ve kenarları alınır. Kesilen kısımların kurmaması için hemen kalem kaktüs anacın üzerine oturtulur ve bir iki kez çevrilerek arada kalan hava dışarı çıkartılır. Ana damarların herhangi bir noktadan birbirine değmesi sağlanır. Kaktüslerin damarları kaynaşıncaya değin temas halinde kalmalarını sağlamak için üzerlerine bir ağırlık konabilir. Paket yapmak için kullanılan lâstik bantlar gerilerek de istenen ağırlık sağlanabilir. Aşılama işlemi bittikten sonra bitki sıcak ve gölge bir yere konularak, saksı toprağı nemli tutulur. Bir veya iki hafta kadar sonra bağlantılar çözülebilir. Aşı tutan kaktüs 3-4 hafta sonra belirgin biçimde büyümeye başlar. Büyüme görülmez ise bitki yeniden aşılanabilir.
D-Ayırma ile Üretim: Bazı kaktüs türleri yavru oluştururlar. Bunlar kolayca koparılabilir, ancak ana bitkiden keskin bir bıçakla ayrılmaları daha uygundur. Yavruların en uygun ayırma zamanı Haziran-Eylül arası ve İlkbaharr17;dır. Yavru kaktüsler, içerisinde normal kaktüs harcı bulunan küçük saksılara alınırlar.
3-BAKIM ÖNLEMLERİ
A-Saksı Değiştirme: Yavaş büyüyen kaktüslerin saksıları 3-4 yılda bir, hızlı büyüyenlerin ise 2-3 yılda bir kez değiştirilir. Çok küçük saksılarda yetiştirilen kaktüslere ise, her yıl saksı değiştirme işlemi uygulanır. Saksı vr toprak değiştirme işlemi genellikle ilkbaharda (Mart-Nisan aylarında) yapılmalıdır. Saksısı değiştirilecek kaktüsler, köklerin zedelenmeden saksı duvarından ayrılmasını kolaylaştırmak için bir iki gün önceden hafifçe sulanırlar. Kılcal kökler hafifçe zedelendiği için, saksı değişiminden sonra bir hafta süreyle kaktüslere su verilmez. Su kaybını azaltmak için bitki gölge bir yerde bulundurulur ve ara sıra üzerine su püskürtülür. Yeni saksı eskisinin büyüklüğünde veya ondan bir boy büyük alınır. Daha büyük saksı kullanıldığı zaman, bitkinin sürgün gelişimi iyi olur, fakat çiçek açmaz. Kaktüsleri küçük seramik saksılara dikmek, onlara güzel bir görünüm kazandırır. Ancak, bu kapların büyük bir bölümünde akıtma deliği bulunmamaktadır. Eğer dip kısımda delik açma olanağı yoksa, birkaç küçük çakılla bir drenaj tabakası oluşturulur ve seramik saksılara ilke olarak daha seyrek su verilir.
B-Gübreleme: kaktüslere diğer iç mekân bitkilerinde kullanılan (sözgelişi N2O5:K2O oranı 6 : 4 : 6 olan) gübre karışımları verilirse, gevşek dokulu ve sağlıksız olarak büyürler. Bu nedenle kaktüslerin beslenmesinde kullanılan gübre karışımları daha az N, buna karşılık daha fazla P ve K içermelidir. Kaktüs gübrelerinde en uygun oran 4 : 7 : 9 şeklindedir. Kaktüsler gelişme dönemine rastlayan İlkbahardan Sonbahara değin (genellikle Mart-Ağustos ayları arası) haftada veya 15 günde bir kez 1-2 g gübre 1 lt su içerisinde eritilerek verilebilir. Dinlenme dönemlerinde bitkilere gübre verilmemelidir.
Genellikle gübrelemede şu kurallara uyulmalıdır:
* Bitkilerin uyku ve durgunluk döneminde bes¬lenmesine gerek bulunmaz,
* Hastalıklı bitkilere kesinlikle gübre verilmemeli¬dir.
* Henüz köklenmemiş bitkilere de gübre veril¬mez.
* Yeni saksılanmış bitkilere de gübre verilmez.
* Sulama, gübre verilişinden sonra yapılmalıdır. Aynı zamanda istenirse sulama gübreleme ile birlikte yapılabilir.
C-Sulama: Kaktüslere su verilmeye dinlenme döneminin bittiği Şubat-Mart aylarında seyrek olarak (yaklaşık 15 günde bir) başlanır. Ancak çiçeklenecek bitkilere tomurcuklar iyice irileşinceye değin su verilmemelidir. Yazın bitkiler 4-5 günde bir bolca sulanarak saksı toprağının suya iyice doyması sağlanmalıdır. Sıcak havalarda üzerlerine su püskürtülmesi yararlı bir önlemdir. Sonbaharda verilen suyu yeniden azaltılmalı, kışın (dinlenme ve tomurcuk oluşumu döneminde) ise özellikle soğuk yerlerde bulundurulan kaktüslere hiç su verilmemelidir. Çünkü, bitkiler bu dönemde su gereksinimlerini, gövdelerinde depoladıkları kendi özsularından karşılarlar. Ancak, Kasım-Şubat ayları arasında sıcaklığın 10 oCr17;den daha yüksek olduğu yerlerde bulundurulan kaktüslere ayda bir püskürtme ile çok az su verilebilir. En uygun sulama suyu pH derecesi 4,5-6,5 olan yağmur suyudur. Yağmur suyu sağlanamazsa, çeşme veya kuyu suları en az 24 saat dinlendirildikten sonra kullanılabilir.
D-Havalandırma ve Temizleme: Kaktüslerin bulundurulduğu yerler çok sıcak günlerde sık sık havalandırılmalı-dır. Böylece hastalık ve zararlıların olumsuz etkileri önlenebilir. Öte yandan, bitkilerin kirlenen kısımlarını sıvı sabun damlatılmış su ile temizlemek olanaklıdır.
E-Budama: budama yapılmaz. Yalnızca kuruyan, çürüyen yaprak ve çiçekler temizlenir.
F-Hastalıklar ve Zararlılar: kaktüslerin önemli hastalıkları Kök ve Gövde Çürüklüğü (düşük sıcaklık ve aşırı nemden dolayı), Fusarium Solgunluğu, Kurşuni Küf ve Yaş Çürüklük (Botrytis cinerea); zararlıları ise Kırmızı Örümcekler, Yaprak Bitleri, kabuklu ve Unlu Bitlerr17;dir.
KAKTÜS ve SUKKULENTLER İÇİN TOPRAK KARIŞIMI
1 kısım tınlı toprak,
1 kısım yaprak çürüntüsü,
1 kısım kum,
1 kısım tuğla kırığı, odun kömürü veya saksı kırıkları.
Bunlar hacim olarak karıştırılır ve karışımın her litresine 13 ml kemik unu eklenir.
Karışımlara tuğla, saksı kırıkları, odun kömürü parçaları ilave etmek havalanmayı ve gözenekli yapıyı artırma bakımından yarar sağlar. Odun kömürü parçaları, fazla su ve zararlı maddeleri emdiklerinden, harcın asitleşmesini de önler.

Latince Adı : Hibiscus rosa-chinensis
Türkçe Adı : Gül Hatmi, Japon Gülü, Çin gülü
Toprak İsteği : Hafif kuru, kireçli, tuzluluğa dayanıklı
Yetişme Alanı : Kıyı Ege, Akdeniz
3 m.'ye kadar boylanabilen, 2 m.'ye kadar yayılma alanı gösterebilen, yerden sık dallanan, çalı formunda bitkilerdir.
Gövde genç sürgünlerde, yeşil renkli yaşlı dalları gri renklidir. Yapraklar parlak yeşil renkli yumurta şeklindedir.
Çiçekler uzun saplı, çok göz alıcı, iri, beyaz ve kırmızı başta olmak üzere çok farklı renklerde olabilir. Tropik ve sub-tropik iklimlerde yaşar. Hava sıcaklığı 0 ºC' ın altına düşmemelidir.
Tohum ve çelikle üretilebilir.
Park ve bahçe düzenlemelerinde çiçekleri nedeniyle tercih edilir. Tek tek veya gruplar halinde kullanılabilir.
 
 
 

Küpeli Çiçeğinin Bakımı
Eğer uygun şekilde bakılırlarsa küpeliler ilk soğuklara kadar çiçek açmaya devam ederler. Beyaz, kırmızı, mor, pembe ve kavuniçiye çalan tonlar da dahil olmak üzere pek çok renkte, hatta iki renkli küpeli çiçekleri görebilirsiniz. Çiçekler kokmazlar ama sinekkuşlarını cezbederler.
En gözde olanları asma sepetlerden aşağı sarkan türleridir ama saksı ve çiçek yataklarında dik yetişen türleri de vardır. Tümü ağaç oluşturacak şekilde düzenlenebilir.
Yetişme ortamı: Küpeliler soğuktan korunmalıdır. Eğer 20 Mayıstan önce dışarıya koyarsanız (bu bölgeden bölgeye değişiklik gösterebilir) üstünü örtmeli veya geç don tehlikesine karşı içeriye almalısınız. Küpeliler en iyi şekilde serince, direkt güneş almayan, veya çok az direkt güneş alan yerlerde iyi yetişirler. Kurutucu rüzgarlardan uzak tutun ve düzenli olarak su ve gübresini verin. Küpeliler iç mekanlar için pek uygun bitkiler değildirler.
Sulama: Toprak hafifçe kurudukça sulayın ama asla küpelileri soldurmayın çünkü bu, tomurcukların dökülmesine yol açar. Asma sepetler özellikle dikkat gerektirirler çünkü yaz sıcağında çabucak kururlar. Eğer sulamaya rağmen yapraklar sıcak hava yüzünden solgunlaşmışsa bitkiyi serinletmek için nemlendirin veya geçici olarak daha serin bir yere alın.
Çimdikleme: Uzun dalların uçlarını çimdiklemek yan dalların gelişmesini sağlayarak bitkinin daha hacimli ve daha çok çiçekli olmasını sağlar. Eskimiş çiçekleri de kopartın, çünkü çiçeklenmeyi azaltırlar.
Zararlılar: Küpeliler afitler, örümcek maytları ve beyaz sinekler tarafından zarara uğratılabilirler. Bu zararlılar yaprakların sararmasına ve dökülmesine sebep olurlar.
Mum çiçeği yani hoya carnosa çok çok zarif bir sarılıcıdır.Eski salonların kraliçesiydi. Mis gibi de kokar. Artık iyice azaldı. Elinizde varsa kıymetini bilin.
Bu güzel bitki son derece de dayanıklıdır. Ev koşullarında başarıyla yetiştirilir. Çelikleri de kolay köklenir. Kanaatkardır. Çok ciddi bir bakım isteği yoktur.
Aydınlık ve güneşli yerlerde bulunmalıdır. Karanlık ortamda bulunursa çiçek açmaz.
Genç fideleri hemen çiçek açmaz. Hafif asidik, nötral toprakları sever. Kireçli su bir müddet sonra zarar görmesine sebep olur. Humuslu toprakları sever. Saksı harcına yanık hayvan gübresi veya biofarm humus gibi organik bir malzeme katın.
Pamuklu bite karşı hassastır. Hemen bitkiyi sarabilir dikkatli olun.
Aşırı sulamadan hoşlanmaz.İki sulama arası toprağının bir miktar kurumasına izin verin. Saksı tabağında su bırakmayın, çürümeye neden olur.
Tropik kökenli bir bitki olduğundan kışı sıcak geçen yerlerde yarı gölgede olmak şartıyla dışarıda yetişebilir. Tohumdan da yetişir. Yerini ve yetişme koşullarını seviyorsa tohum bağlar. Ancak üzerinden alınan tohumlar hemen ekilmelidir.İlkbahardan sonbahar sonuna kadar 15 günde bir suda eriyen bir hazır bitki besini ile gübreleyin.
Oleaceae familyasının bu muhteşem kokulu çiçeğini eskiden bilmeyen yoktu.Ama şehirli yeni kuşaklar fazla tanımıyor.Oysa kasaba ve köylerde hala tenekelerde ful yetiştiren meraklı kişiler var.
Filipinlerin ulusal çiçeği olan Ful egzotik ve tropik bir herdem yeşil çalı. Ancak soğukta yaprak döküyor.Akdeniz ve Ege şartlarında dış mekanda, diğer bölgelerimizde ise kaplı fidan olarak kışın içeriye almak suretiyle yetiştirilebilir.Akdeniz ve Ege'de de sert kışlardan korumak gerekir. Bizde katmerli türleri bilinir.
Haziran ayında çiçeklenmeye başlar.Güneş ve hafif gölge yerleri sever.Bol humuslu, yaprak çürüntülü,süzek toprakları severler.İlkbaharda ve yazın bol sulanır. Yaz sonuna doğru alınacak yarı odunsu çeliklerle üretilir.Ful çiçeklerinden parfüm sanayisinde faydalanılır.
Ayrıca uzak doğuda yasemin çayı fulden yapılır ve yeşil çayların aromalandırılmasında kullanılır. Çiçeklerinden elde edilen yağın aromaterapide yeri vardır.
Yaşlılar fulun en güzel tenekede yetiştiğini söylerler.Tecrübeye saygım sonsuz ben de yere ful dikeceksem hep tenekeli diktim, sadece dibini aldım ,yanlarını da açtım
Bir de ful çiçeğini koklarken burnunuzu değirmeyeceksiniz, kararır.
Sonra domateste pek güzel yaşar.Nasıl mı?
Rahmetli ninem (anneannemin annesi) ful açınca onu çiçek sapının elverdiği ölçüde keser ve olgun bir domatese saplardı.Tabakta domatese saplı duran ful hem vazo ömrünü orada tamamlar, hem salonu misler gibi kokutur, hem de kırmızıya saplamış top top beyaz çiçeklerin enteresan sunumu olurudu.
Rahmetli anneannem bahçedeki ilk ful açınca onu domatese saplar ve felç geçirdiği için artık çiçeklerle uğraşamayan komşumuza hediye gönderirdi.Anneannemin vefatından sonra komşumuz artık "bana kim ful gönderecek "diye ağlamıştı. Fulu annem yolluyor şimdi.Bizim mum çiçeği kardeşliği gibi gizli bir ful kardeşliği mevcut aralarında .
Nineme neden fulu domatese koyuyorsun dediğimde annem öyle yapardı demişti.Hesapladım, bu durumda biz 5 kuşaktır fulu domatese koyuyoruz, öncesi var mı bilmem. Ama müşterilerime ful önerdiğimde, "eski moda onlar Mine Hanım, şöyle yeni değişik bir şeyler alalım" derlerse içim acıyor veya "adını duydum ama çiçeği hiç bilmiyorum "diyenler de çok.
Fidanlıklara girdiğinizde 500 tane gülü, taflanı, kartopunu birarada görebilirsiniz 5 ful rica edeceğim deyin çoğunda yoktur.
FUL, ARAP YASEMİNİ (JASMİNUM SAMBAC)
Bölüm: Magnoliophyta
Sınıf: Magnoliopsida
Takım: Lamiales
Aile: Oleaceae
Cins: Jasminum
Tür: J. sambac
*Mine Pakkanerr17;in agaclar.net > Bitki Dünyası > Süs Bitkileri , Sarılıcılar ve Çalılar > * Ful, Arap yasemini (Jasminum Sambac)r17;daki açıklamalarından derlenmiştir.
Güzel kokulu çiçeği olan Ful egzotik ve tropik, herdem yeşil, sarılıcı ya da çalı formlu olabilen çok yıllık bir bitkidir.
İklim isteği: Akdeniz ve Ege şartlarında dış mekanda, diğer bölgelerde kaplı fidan olarak kışın içeriye almak suretiyle yetiştirilebilir. Akdeniz ve Ege'de de sert kışlardan korumak gerekir. Soğukta yaprak dökebilir.
Güneş isteği: Güneş ve hafif gölge yerleri sever.
Çiçek özelliği: Çiçeği yalın kat ya da katmerli olabilir. Haziran ayında çiçeklenme başlar.
Toprak isteği: Bol humuslu, yaprak çürüntülü, süzek toprak ister.
Su isteği: İlkbahar ve yaz bol sulanır.
Çoğaltılması: Yaz sonuna doğru alınacak yarı odunsu çeliklerle üretilir.
Çelik alırken izlenecek yol:
- keskin makas ile tepeden 10-15 cm kesilir,
- çelikler aspirinli suya batırıp 8-10 sn kadar tutulur,
- perlit, kum veya dezenfekte edilmiş torf içinde köklendirilir,
- Oksijenli sulu solüsyonla da sulanır.
Taze sürgünlerde ökçeli çelikleme yöntemi (bakınız çizim) uygulanır.
Ful çelikleri uzun zaman alsa da doğrudan su içinde de köklenebilir.
Budama : Katmerli çiçekliler daha çalı görünümlüdürler. Bunlarda zayıf ve uzayıp giden bir sürgün yerine kalın, çok dallı, dolgu formlu bir bitki tercih edilir. Bunun için de çalı tipindeki bitkilere genelde yapıldığı gibi uçtaki büyüme noktası köklendirilecek çelik olarak alınır.
Çiçeği yalın kat olanlar sarmaşık formlu büyürler ve sardırılabilir.
Gübreleme: NPK 20-20-20 gübre 1 lt suya 1 çay kaşığı ölçüde 15 günde bir verilir.
İlaçlama: Gerektiğinde arap sabunlu bit ilacı tarifi haftada bir uygulanır. İlaçlama yaparken gonca bir kağıt külah ile örtülür ki ilaç goncalarda leke yapmasın.
Yararları: Ful çiçeklerinden parfüm sanayisinde faydalanılır. Ayrıca uzak doğuda yasemin çayı fulden yapılır ve yeşil çayların aromalandırılmasında kullanılır. Çiçeklerinden elde edilen yağın aromaterapide de yeri vardır.
Hakkında söylenenler:
- Ful en güzel tenekede yetişir.
- Ful çiçeği koklanırken burun değdirilirse kararır.
- Tohumları alınmış domates ve kabak toprağı için yararlıdır.
- Ful çiçekleri en güzel domateste sergilenir. Çiçek açınca çiçek sapının elverdiği ölçüde kesilir ve olgun bir domatese saplanır. Tabakta domatese saplı duran ful vazo ömrünü orada tamamlarken hem ortamı güzel kokutur, hem de kırmızıya saplanmış top top beyaz çiçekleri ile ilgi çeker.

Baharı anımsatan renkleri ve 200'ü aşkın türüyle çuha çiçeği, kış bahçelerinde en sık görülen saksı çiçeklerindendir.
Sanılanın aksine kış bahçeleri sadece griliklerin değil bahar etkisi yaratan rengarenk çiçeklerin de mekanı olabilir. Ama tek bir şartla: Bahçeniz için, kış güneşinin yüzünü gösterdiği kısacık zaman dilimleriyle yetinmesini bilen doğru çiçeklere karar verirseniz. İşte bu nedenle biz de dost bir çiçeği taşıdık bu ayki sayfalarımıza: Çuha çiçeği. Rengarenk çiçekleriyle kış bahçelerinde en sık görülen saksı çiçeklerinden biri. Anayurdu Çin olan bu bitkinin 200 dolayında türü bulunuyor. 30 cm kadar boylanabilen çuha çiçeklerinin rozet oluşturan kökten sürmeli, tüylü, açık yeşil renkli yapraklan, bazı türlerinde hoş kokulu, turuncu, sarı, beyaz, pembe, mor, kırmızı renkler de alabiliyor.
Bakımı kolay bir bitki olan çuha çiçekleri, bordürleri, havuz kenarlarını, ağaç gölgelerini ve veranda önlerini süslemek için ekilebildikleri gibi salonlarda saksı içinde yetiştirilmeye de çok uygunlar. Çuha çiçekleri, eşit miktarda kil ve yerkömürü ile zenginleştirilmiş bahçe toprağına ekilmelidirler. Bitki, nemli ortamlarda bulundurulmalı ve toprağı her zaman nemli tutulmalıdır. Yarı gölge ve aydınlık yerleri seven çuhalar, doğrudan güneş ışığına maruz kalmamalıdır. Çuha çiçekleri serin ve havadar ortamlarda, kışın 10 dereceye kadar dayanabilirler. İki haftada bir sıvı gübre verilebilir. Profesyonel üreticiler tarafından yetiştirilmiş çuha çiçeği fidelerini alarak bahçenizde, 15'er cm aralıklarla dikebilirsiniz. Çiçek açtıktan sonra kökünden bölünerek de çoğaltılabilir.
Familya:Rubiaceae
Anavatanı:Çin ve Japonya dır.
Güzel kokulu krem renkte çiçek açar.
Çiçeklenme zamanı:Temmuz-Ekim arası çiçek açar.
Yer seçim: Çok aydınlıktan güneşli ortama kadar geniş geniş bir ortam seçeneğinde yetişebilir.
Su ve besin ihtiyacı: Yazın toprağı sürekli olarak hafif nemli tutulmalıdır.Mart -Ağustos arası haftada bir kez kireç içermeyen besin verilmeli,asla sert su kullanılmamalıdır.
Bakım:Tomurcuklanma döneminde hava nemi artırılmalı su püskürtülmelidir.Çiçek açmaya başladığında su püskürtme kesilmelidir.
Üretim:Budamadan çıkan dallarından İlkbahar ve yaz sonunda sıcak yastıklarda köklendirilerek üretilir.
Hastalık ve zararlılar:Fazla hava değişimi veya sıcak tomurcuklarının dökülmesine yolaçar. Sert su yada kökün soğuğa maruz kalması yapraklarının sararmasına yada büyümenin durmasına sebep olur.

ÖZELLİKLERİ:
ISI: Ilık ve nemli havayı sever. Hava akımı zarar verir. Kışın ısı 15 c. nin altına düşmemelidir.
IŞIK: Direkt gün ışığından uzak, hafif gölge bir yer idealdir. Ebruli cinsleri daha aydınlık bir yer ister. Düz renk yapraklılar gölgede yetişebilir.
SULAMA: Kışın az su ister.Diğer zamanlarda bolca sulanır ve beslenir.
NEM: Nemli hava şarttır. Yaprakları düzenli olarak nemlendirilir, ancak asla yıpratacak şekilde su püskürtülmemelidir. Çakıllı tepsi kullanılabilir.
Her 3 yılda bir baharda saksı değiştirilir.
İlkbaharda veya yazın hafif köklü bir kaç yaprak çıkarılıp dikilerek çoğaltılır.
Türkçe Adı: Begonvil, Gelin Duvağı, Rodos Sarmaşığı
İngilizce Adı:Bouganvil
Familyası: Nyctaginaceae
Fiziksel Özellikleri: Anavatanı Brezilya olan bu bitki ülkemizde Akdeniz bölgesinin yazlık evlerinin vazgeçilmez bir bitkisidir. Begonvilr17;in rengi aslında r0;bractr1; denilen rengini değiştirme kabiliyetine sahip bir grup yaprak tarafından verilmektedir. Yani aslında renkli görünen parçalar çiçek değil, kendi rengini değiştiren bir grup yapraktır. Braktelerin altında küçük sarı renkte görülen asıl çiçekler kokusuzdur.
Yapraklar 3-4 cm veya türe göre biraz daha büyük olabilir. Yaprak kenarları düz olup, kış soğuklarında yaprak uçlarında bronzlaşma görülür. Begonviller sarılıcı bitkilerdir bu halleriyle binaların ya da peyzaj elemanlarının boyu uzunluğunca büyüyebilirler.
B.spectabilis mor renkli olan türdür, brakteleri en büyük türlerden biridir. r16;jamaica whiter1; beyaz renklidir, soğuğa en dayanıksız olan türdendir. r0;rainbow goldr17; ise kırmızı renklidir ve spectabilise göre daha seyrek bir yapısı vardır.
Yetişme istekleri:
Işık: Güneşli aydınlık fakat rüzgardan korunaklı yerlere dikilmeli, kurak yerlerde ise yarı gölge yerler tercih edilmelidir. Gerektiğinde dallar bağlanarak ağacın gelişimi kontrol altında tutulmalıdır.
Su: Dona ve kuraklığa karşı çok hassas olan begonviller, yaz aylarında özellikle çok daha fazla su istemelerine rağmen çiçeklenme zamanında az su verilmesi uygun olur. Büyümelerini tamamladıktan sonra su istekleri minimumdur. Kış aylarında derinden budanırlarsa muhtemel don tehlikesine karşı önlem alınmış olabilir.
Toprak: Çok fazla toprak seçiciliği olmamakla birlikte iyi drenajlı bahçe topraklarında iyi gelişir.
Üretim: Anaç bitkilerden alınan çeliklerin köklendirilmesi ile çoğaltılmaktadır. Özellikle yan sürgünlerden alınan ve ökçeli tipte hazırlanan çelikler daha iyi köklenmektedirler.
Peyzaj Mimarlığında Kullanımı: Begonvil gölgeleme elemanlarının,istinat duvarlarının, boş görüntülü bina cephelerinin, çok geniş olan yükseltilmiş çiçek kasalarının hızlı bir şekilde bitki örtüsü tarafından kapatılması istenildiğinde düşünülecek bir bitkidir. Dikildiği peyzaja deniz kıyısında tropik bir yerde olunduğu izlenimi verir. Çok gösterişli rengi uzun dönemler boyu devam ettiğinden, çiçekleri olmayan türlerin dominant olduğu peyzajlarda mekana renk katar.
Tırmanıcı ve sarkıcı özelliğe sahip olan bitki aynı zamanda yayılıcıdır. Kıyı bölgelerinde eğimli alanların kapatılmasında kullanılabilir. Uzaktan bakıldığında böyle kullanımı ile mekanı daha da belirleyici, göz alıcı bir hale getirir. Çok büyük mekanlar begonvil yayılıcı formda bırakılırsa çok çabuk şekilde ve göz alıcı bir renkte doldurulabilir.
Bitkinin dalları ile aynı renkte olan dikenleri onun yaya sirkülasyonunun çok olduğu yerlere yakın kullanılmamasını gerektirir. Begonvil palmiye türü hem tropik görüntülerin bir elementi olan hem de su kullanımı açısından kendisine uyumlu bitkilerin uzun ve ince gövdelerinin yaratacağı boşluk ve monotonluğu azaltıp, onların altında destekleyici ve çerçeveleyici bitki olarak son derece etkili bir işleve sahip olabilir.
Dezavantajları: Begonvil sürekli olarak eski yaprakları dökerek kendini yeniler, bu temizlik problemi yaratabilir. Özellikle gölgeleme elemanlarının üzerinde kullanıldığında altında bulunan bitkilerin begonvilr17;in dökülen yapraklarını kolayca temizlemeye izin verici nitelikte olması akılda bulundurulmalıdır. Dikenler yaralayıcı olabilir. Karasal iklimli yerlerde kışın dona karşı çok hassastır.
Ocak'dan Mart'a kadar ekilebilir.Compost'un içine tohumlar yavaşça serilir üstü ince bir tabaka kompostla (burda toprak dememiş compost demiş) kapatılır.Ve nemli tutulur.Üstü cam veya polietilen ile örtülür.( ya da "propagator lid "demiş ama bunun ne olduğunu çözemedim) çimler görünene kadar içerde18-24 derecede tutulur. 14-25 günde çimler görünür.Daha sonra örtüyü kaldırın.Büyümeye başladıklarında 5cm. aralıklar olacak şeklide ayırın. 15 derece büyümeleri için gereklidir. Mayıs ayının başlarıda ayaz ve kırağılara dikkat ederek dışarı alabilirsiniz.23 cm aralıklarla başka bir saksıya naklederek çiçeklenene kadar nemli tutun yabancı otları uzaklaştırın.Haziran'dan Ekim ayına kadar çiçeklenir.Kuruyan çiçekleri baş kısmından tutarak kesin.
Mirabilis jalapa (Akşam sefası) bitkisi üzerindeki siyah tohumlar toprağa ekilerek yetiştirilir. Çiçek rengini veya yapısını bitkinin varyetesi veya kültürvaryeteleri etkiler. Eğer tohumunu aldığın bitki bir kültürvaryetesi değilse kuvvetle muhtemel çıkan bitki de aynı renkte çiçek açacaktır.
Ancak bir kültürvaryetesinden tohum aldıysan ki genellikle bu tip bitkilerde kültürvaryeteleri üreyimli tohum vermezler, tohumun çimlense bile çiçek rengi aynı olmayacaktır. Tıpkı portakal veya limon çekirdeği ekildiği zaman çıkan bitkinin turunç olması gibi...
Mirabilis jalapa (Akşam Sefası) yüksek oranda çimlenme özelliği gösterir. Eğer tohum canlılığını koruyorsa çimlenmemesi için geçerli bir neden yoktur.

Sulama Yöntemleri Hakkında Genel Bilgi

Sulama Yöntemleri Hakkında Genel Bilgi

DAMLAMA SULAMA YÖNTEMİ


Damla sulama yönteminde temel ilke bitkide nem eksikliğinden kaynaklanan bir gerilim yaratmadan, her defasında az miktarda sulama suyunu basınçlı bir boru ve damlatıcılar yardımıyla sık aralıklarla yalnızca bitki köklerinin geliştiği ortama vermektir.
Sistemin en önemli özelliği, alanın tamamı ıslatılmayıp, sadece bitki sırası boyunca ıslak bir şerit elde edilir vebitki sıra arasında kuru bir alan kalır. Böylece mevcut sulama suyundan en üst düzeyde yararlanılır.
Bunun dışında damla sulama yöntemin diğer sulama yöntemlerine olan üstünlükleri şöyle sıralanabilir.
-Suyun kısıtlı ve maliyetin yüksek olması koşullarında arazinin tamamı ıslatılmadığından daha geniş alan sulanabilir.
-Toprağın ıslatılan yüzeyi bitki tarafından gölgelendiğinden toprak yüzeyinden buharlaşma ve dolayısı ile bitki su tüketimi daha az olur.
-Bitki kök bölgesinde ihtiyaç duyulan nem ortamı sağlandığından, bitki topraktan suyu fazla enerji harcamaksızın alır buda ürün artışını sağlayan önemli bir faktördür.
-Bitki besin maddeleri bitkinin ihtiyaç duyduğu zamanda sulama suyu ile birlikte bitki kök bölgesine verildiğinden gübreden en üst düzeyde yararlanılır.
-Bitki sıra araları ıslatılmadığından yabancı ot gelişimine olanak verilmez.
-Toprak yüzeyi kuru tutulduğundan toprak işleme, ilaçlama, ürün hasadı ve taşınması daha kolaydır böylece tarımsal işlemler en aza indirilir.
-Bitkinin toprak üstü organları ıslatılmadığından bitki hastalıklarının gelişmesi önlenir.
-Bitki kök bölgesinde düzenli bir nem dağılımı sağlandığından toprak havalanması iyi olur.
Sulama suyu istenilen miktarda ve en iyi denetimle uygulanabilir, su uygulama randımanı çok yüksektir, işletilmesi kolaydır ve sulama işçiliği minimum düzeydedir.
Damla sulama yönteminin bu üstünlüklerinin yanında, bu yöntemin uygulanmasını kısıtlayan bazı etmenler vardır. Bunlar şu şekilde sıralanabilir;
-En önemli sorun damlatıcıların tıkanmasıdır. Bunun önlenebilmesi için sulama suyunun kontrol biriminde çok iyi süzülmesi ve sistemin belirli aralıklarla seyreltik asitle yıkanması gereklidir.
-Damla sulama uygulanan alanlarda toprakta bir miktar tuz birikmesi olur. Bu tuzlar yıllık yağış ortalaması 300 mm den fazla olan yerlerde alt katlara yıkanı Yağışı yetersiz alanlarda bitki kök bölgesinin altına yıkanması için destekleyici yüzey sulama yöntemlerini uygulamak gerekir.
-Damla sulamada ilk tesis masrafı çok yüksektir. Ancak ekonomik değeri yüksek bitki tarımı yapılması koşullarında daha geniş alan sulanabildiğinden birim alandan daha fazla ürün alınarak genellikle ekonomik olur.
Yukarıda açıklandığı gibi damla sulama yönteminin bu üstünlükleri dikkate alınarak, su kaynağının kısıtlı olduğu koşullarda, topraktaki nem eksikliğine duyarlı olan ve ekonomik değeri yüksek ürün elde edilen sebze ve meyve bahçeleri,bunun yanında örtü altı yetiştiriciliği ve süs bitkileri için son derece uygun bir yöntemdir.

Yüzey Sulama Yöntemleri
Suyun toprağa veriliş şekline "sulama yöntemi" denir.
Sulama yöntemleri iki büyük guruba ayrılır. Bunlar, Yüzey Sulama Yöntemleri ve Basınçlı Sulama yöntemleridir. Yüzey sulama yöntemlerinde su kendi enerjisiyle doğal akışıyla gelir ve tarlalara verilir. Bu metotta insanlar tarafından suyun gelişi için herhangi bir enerji kullanılmaz. Yüzey sulama yöntemlerini uygulamadan önce toprak hazırlığına gerek duyulur ki bu da yöntemlerin bir özelliğidir.
Sulamadan beklenen faydanın sağlanması doğru sulama yönteminin seçilmesine ve toprak-bitki-su ilişkisinin iyi bilinmesine bağlıdır.
Bunun içinde bu dersimizde önce toprak-bitki-su ilişkisine kısaca değinip, daha sonrada Yüzey Sulama Yöntemlerini anlatacağız.
TOPRAK-BİTKİ-SU İLİŞKİLERİ NELERDİR
Sulamanın amacı kuru tarıma göre, daha iyi ürün almaktır. Bu da üreticilerin toprak-bitki-su ilişkilerini iyi bilip, bundan yararlanmalarıyla mümkün olur.
Başarılı bir sulama yapabilmek için şunlar bilinmelidir.
1 . Bitkinin su ihtiyacı
2. Suyu depolayan ve bitkiye sunan toprağın özellikleri
3. Bitkinin ihtiyaç duyduğu zaman kullanabileceği şekilde toprakta depo edilecek miktarda suyun verilmesi
Toprağa ancak depolayacağı kadar su verilmelidir. Bundan fazla su verilirse bitki köklerinin ulaşamayacağı derinliğe sızar ve bitki bu sudan yararlanamaz. Bu nedenle de her sulamada ancak etkili kök derinliğindeki toprağın taşıyacağı kadar su verilmelidir.
Etkili kök derinliğine tarla kapasitesinden daha az su verilirse yetersiz sulama söz konusu olur. Bu durum da kökler zayıf düşer bitki bol ve kaliteli ürün verebilmek için gerekli nemi bulamaz.
Bitki kök bölgesindeki toprağın tutabileceğinden daha fazla su verilirse aşırı sulama yapılmış olur. aşırı sulamanın ise bir çok zararı vardır. bunlar şöyle sıralanabilir.
1 . Sulama için harcanan su ve enerji boşa gitmiş olur.
2. Topraktaki bitki besin maddeleri yıkanarak kaybolur.
3. Taban suyu yükselir. Buda
a) Çoraklaşmaya
b) Bitkilerin boğulmasına
c) Topraktaki yararlı organizmaların yok olmasına neden olur.
4. Boşa harcanan su başka alanlarda da kullanılamayacağı için, toplam ürün miktarı azalır
5. Toprağın yapısı bozulur. Geç tava gelir. Sonuçta da bütün tarımsal işlemler gecikir.
6. Fungul hastalıklar çoğalır.
Aşırı sulamadan kaçınmak için alınacak önlemleri ise aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.
1 . Bitkinin su isteği dikkate alınarak sulamaya karar verilmelidir.
2. Toprağın nem durumu, infiltrasyon (sızma) hızı, akış uzunluğu ve sulama suyu debisi (akışı) dikkate alınarak sulama süresi aşılmamalıdır.
3. Yüzey ve yüzey altı drenajın çalışır durumda tutulması gerekir.
4. Uygun sulama yöntemi seçilmelidir.
5. Suyun ulaştığı derinlik sık sık (T) çubuğuyla kontrol edilmelidir.

YÜZEY SULAMA YÖNTEMLERİ KAÇA AYRILIR ÖZELLİKLERİ NELERDİR
Yüzey sulama yöntemleri başlıca dörde ayrılır. Bunlar;
1. Salma Sulama
2. Uzun Tava
3. Adi Tava
4. Karık
1. SALMA SULAMA YÖNTEMİ
Suyun tarla başı kanallarından tarla üzerinde rasgele yayılmaya bırakılmasıdır. Randımanı en düşük yöntemdir. Bu yöntemle tarlanın her tarafını eşit olarak sulamak mümkün değildir. Arazinin düz fakat karık açma veya sedde yapma gibi herhangi bir sulama hazırlığına imkan olmayan yaşlı arazilerde uygulanmaktadır. Ülkemizde kullanım alanının çok sınırlı olması gerekirken, sulama kültürünün düşük olduğu yörelerde işçilikten kaçınmak için istenmeyen oranlarda kullanılmaktadır.
2. UZUN TAVA YÖNTEMİ
Genellikle sık ekilen hububat, yonca, ot ve benzeri bitkiler için kullanılır. Tesviye edilmiş araziler, birbirine paralel seddelerle ayrılırlar. Tarla başından saptırılan sulama suyu, iki sedde arasına yayılarak suyun arazi sonuna kadar akışı sağlanır. Salma sulamaya göre daha kontrollü bir yöntemdir.
Sulanan arazi şeritlerini birbirinden ayıran seddelerin yüksekliği ve şekli çiftlik makinalarının çalışmasını ve su dağılımını etkilediği için önemlidir. Seddeler uygun yükseklikte yapılmalı ve çiftlik makinalarının geçişini engellememelidir. Uygun yapılmış seddeler üzerinde bitki yetiştirilebileceği için ekilemeyen arazi kaybı nispeten azaltılmış olur.
Seddeler "border disk" denilen çift diskli pulluklarla yapılır. bu işlem sırasında seddelerin iki yanında yüzlek karıklar oluşur. sulama sırasında bu karıklara su akışı alacağından, yeknesak bir su dağılımına engel oluştururlar. Bunun için de bunların uygun tesviye aletleriyle kapatılması gereklidir.
Uzun tavalar yetiştirilecek bitki çeşidine göre "geçici" veya "daimi" olarak yapılırlar. Çoğunlukla yıllık bitkilerin sulanmasında "geçici" tavalar, çok yıllık bitkilerle meyve ağaçlarının sulanmasında ise "daimi" tavalar tercih edilir.
Uzun tava sisteminin uygulanacağı arazi daha önceden yeknesak bir eğimle tesviye edilmelidir. Buna olanak vermeyen arazilerde ise parça parça, kendi aralarında değişik eğimlerde kendi aralarında tesviye edilmeleri uygun olur.Sık aralıklarla yetiştirilen yonca, hububat, ot gibi bitkiler de tava eğimleri en çok % 3, sulu meralarda ise ancak % 6 olmalıdır. Ekonomik bir sulama için arazinin tesviye edilmesi şarttır. En uygun sulama eğimi diğer şartlarda elveriyorsa % 0.1 ile % 1 arasındaki eğimlerdir.
Tavaların uzunluk ve genişliklerini ise; arazinin eğimi, toprak bünyesi, bir defada uygulanacak su derinliği ve her tavaya verilecek su akışı etkilemektedir. Bütün bunların çeşitli şekillerde etkileri nedeniyle tava boyutları da farklı olmaktadır. Örneğin tava uzunlukları 90 ile 400 metre, genişlikleri ise 9 ile 15 metre arasında değişebilir. Genişliklerin tesbitinde çiftlik ve iş makinalarının genişlikleri de dikkate alınmaktadır.
Tavalara suyun alınışı; tarlabaşı kanalından sifon, tüp, boru, kapaklı boru veya kapaklı ve kapaksız ağızlıklar vasıtasıyla yapılmaktadır. Tavaya verilen su tava sonuna ortalama 20-30 metre kala tümden kesilerek su akışı % 50 azaltılmış olur. Böylece tava sonundaki yüzey drenaj kanalına su akışı ve tava sonunda göllenme önlenmiş olur.
İmkanlar ölçüsünde sulama eğimi yüksek tutularak, daha yüksek bir sulama debisi (su akışı) kullanarak ve sulama uzunluğunu kısaltarak sulamanın hızlandırılması aynı zamanda suyun yeknesak ve randımanlı kullanımı sağlanabilir.
3. ADİ TAVA (GÖLLENDİRME) SULAMA METODU
Arazi eğiminin düz ve düze yakın olduğu ince bünyeli toprakların sulanmasında uygulanan bir sistemdir. Sık aralıkla yetiştirilen bitkilerin özellikle çeltik ve meyve bahçelerinin sulanmasına çok elverişlidir. Bu yöntemle tuzlu toprakların yıkanması da sağlanabilir.
Bu sistemde dört tarafı seddelerle çevrilmiş tavalara sulama suyu verilerek suyun tavada göllenmesi sağlanır. Seddeler arasında yükseklik farkı 4-6 cm. olmalıdır. Bu fark 15 cm. yi geçmemelidir. Aksi durumda tavada suyun göllendirilebilmesi için seddelerin çok yüksek yapılması gerekebilir.
Tavalar kare, dikdörtgen veya şekilsiz olabilir.
Bu yöntemde seddeler arazinin % 12-15 ini kaplamaktadır. Bu arazi kaybına neden olduğu gibi işçiliğinde artmasına neden olmaktadır. Ayrıca her yıl seddelerin yapımı, bozulması, tekrar yapılması hem işgücü kaybına neden olmakta hemde tesviye ihtiyacı doğurmaktadır. Bunlar sistemin sakıncalı yanlarıdır.
4. KARIK SULAMA METODU
Sulama suyunun, bitki sıraları arasında eğim doğrultusunda açılan karıklara verilerek bitkilerin sulanmasına Karık Sulama metodu denmektedir.
Uygulama şartları
Genellikle bütün sera bitkileri, sebzeler, meyve bahçeleri, bağlar, çilek ve benzeri bitkiler karık metoduyla sulanır. Çok hafif bünyeli topraklar dışında bütün sulanabilir topraklarda bu sistem uygulanabilir. Bu yöntemde de arazinin tesviye edilmesi gereklidir. Diğer yüzey sulama yöntemlerine göre daha kontrollü bir sistemdir.
Karık Sulama Eğimi
Bir karığın tarla başı kanalından itibaren başlangıç noktası ile son noktası arasında yükseklik farkının yüzde ile ifadesine karık sulama eğimi denir. Karık sistemi için en uygun sulama eğimi, toprak bünyesine ve karığa verilecek su akışına göre seçilir. En elverişli sulama eğimi % 0.2 ile % 2 arasındadır. % 2 den fazla eğimler erozyona neden olur. % 3 e kadar eğimli arazilerde karık sistemi uygulamak zorunluluğu var ise karık boyları kısa tutulmalıdır.

Bütün sulama yöntemlerinde eğim arttıkça sulama randımanı düşer.
Karık tipleri
Karık tipleri, sulanacak bitki çeşidine ve toprak bünyesine göre;
a) Yüzlek karık
b) Normal Karık
c) Geniş karık olmak üzere üçe ayrılır.
a) Yüzlek Karık: Sıraya ekilen, fakat diğer sıraya ekilen bitkilere göre daha sık ekilen şekerpancarı gibi yüzlek köklü bitkilerin sulanmasında kullanılır.
b) Normal Karık: Orta ve derin köklü bütün bitkilerde kullanılır. Ayçiçeği, mısır, çilek ve tüm sebzeler bu gruba girer.
c) Geniş Karık: Geniş sıra aralıklarıyla ekilen derin köklü bitkilerin sulanmasında kullanılır. Kabakgiller ve bostan bu grup bitkilerdendir.
Karık aralıkları, sulanan bitkilerin sıra aralıklarına bağlı olarak farklılıklar gösterir. Her bitki için tespit edilen sıralar arası uzaklık aynı zamanda karıklar arası uzaklıktır. Meyve bahçeleri için durum biraz farklıdır. burada ağaç sıra aralıkları geniş olduğundan, bu aralığın genişliğine, meyve ağacının çeşidine ve yaşına göre 2-8 metre arasında karık açılması gerekebilir.
Karık Uzunluklarının belirlenmesinde; toprak bünyesi, sulama eğimi, uygulanacak su derinliği ve sulanacak parselin uzunluğu etkili olur. Bunlar değerlendirilerek karık uzunluğunun en fazla ne kadar olması gerektiği belirlenir. Hafif bünyeli kumsal topraklarda genellikle daha kısa, ağır bünyeli killi topraklarda ise karıklar daha uzun yapılır. Karık yöntemi ile sulamada kontrollü bir sulama yapılabilmesi için karık uzunluğunun iyi belirlenmesi gerekir. Bunun için sulamadan hemen sonra karığın başında, ortalarında ve son kısımlarında nem çubuğu ile suyun hangi derinliğe kadar süzüldüğü kontrol edilir.
Karığın başına daha çok son kısımlarına daha az su ulaşıyorsa, sulama normal olmamaktadır ve karık boyları kısaltılmalıdır. Bunun tersi olur, karığın baş tarafına az son taraflarına daha çok su süzülmüş ise karığın boyu kısa demektir. Uzatılması gerekir. Karık boyunu uzatmaya imkan bulunmadığı durumlarda daha çok, kısaltmaya imkan bulunmadığı durumlarda daha az su vererek durum dengelenmelidir.
Sulama suyunun uygulanmasına gelince, sulama suyu tarla başı kanalından karıklara sifon tüpler, borular veya kapaklı borularla verilir. Karıklara verilen su karık sonuna 20-30 metre kalınca tümden kesilir veya % 50 azaltılır. Böylece karık sonunda yüzey drenaj kanalına gereksiz su akışı önlenmiş olur.
Önceden arazi tesviyesi yapılmamışsa karıklarda yer yer göllenmeler görülür ve su karık sonuna güçlükle akar. bu da sulama randımanının düşmesine neden olur.
Kaynak:Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü
SULAMA TEKNİKLERİ
Tarım alanlarının sulanmasıyla ilgili bilgi edinmek için önce toprakta bulunan suyun davranışı yada suyun toprakta bulunuşu ile ilgili bilgi edinmemiz gerekmektedir.
Toprak suyunu aşağıdaki gibi sınıflandırabiliriz.
1. Toprak Suyu'nun Sınıflandırılması
a. Sızan su
b. Tutulan su
- Kapilar su
- Higroskopik su
c. Taban suyu
d. Durgun su
Sızan su :
Su ile doygun bir toprakta suyun bir kısmı yer çekiminin etkisiyle derinlere dogru sızar. Bu sizma topragin genis gözeneklerinden ve makroporlardan olmaktadir. Sızma yaklaşık 0-1,3 atm basınç altinda gerçeklesir. Tutulan su : sızan su hareketinin sona erdiği andan itibaren toprakta tutulan su miktarıdır.
Taban suyu : sızan su geçirimsiz bir tabakaya rastlarsa daha derinlere sızamayarak toprak gözeneklerini doldurur. Sonrada geçirimsiz tabakanin egimine, bazi yerlerde de arazinin egimine bagli olarak hareket eder.
Durgun su :
Toprakta geçirimsiz tabakaya rastlayan su hareket edemedigi zaman durgun suyu olusturur.
2. Toprak Nem Sabiteleri
a. Doygunluk noktasi
b. Tarla kapasitesi
c. Daimi solma yüzdesi
d. Higroskopik sabite
e. Fırın kuru toprak
Doygunluk noktasi : toprak gözeneklerinin tamamen su ile dolu oldugu durumdaki nem düzeyidir.
Tarla Kapasitesi : sızan suyun tamamen sızdığı yani sızma işleminin durdugu andaki nem düzeyidir. Pratik olarak 1/3 atm tansiyonla tutulan nem değeri olarak ifade edilebilir. Tarla kapasitesi ile daimi solma yüzdesi arasindaki nem düzeyi bitkilerin faydalanabildigi nem düzeyidir.
Daimi solma yüzdesi : Sulandiklarinda bitkilerin tekrar kendilerine gelemeyecek sekilde solma göstermeye basladiklari nem düzeyidir.
Sulama uygulamalari açısından bu 3 nem sabitesi büyük önem arzetmektedir.
3. Faydalılık Açısından Toprak Suyu
Faydalılık açısından toprak suyu ;
a. Yarayışsız su
b. Yarayışlı su
c. Fazla su olarak sınıflandırılabilir.
15 atm’den yüksek tansiyonlarla tutulan sular yarayissiz su olmaktadir. Tarla kapasitesinin altindaki sularda topragin tüm gözeneklerini doldurdugundan havalanma sorunlari olusturur ve topraktan hizla uzaklastirilmasi gereken sulardir. Yukarıda da belirtildigi gibi tarla kapasitesi ile daimi solma yüzdesi arasindaki su bitkiler için yarayisli sudur. Yarayisli nem kapasitesi sulama zamaninin tespiti ve sulama dozunun ayarlanmasi bakimindan önemlidir. Ancak bitki-toprak etkilesimleri ve bunlarin kök bölgesi derinligine etkisi ve iklim faktörlerindeki kararsizliklar nedeniyle sulama için tavsiye edilen zaman farkliliklar göstermektedir. Kabaca topragin su kapasitesinin % 25-75 oraninda tükenmesi araliginda sulama yapilmasi tavsiye edilir. özet bir ifade ile toprak neminin tarla kapasitesi civarinda optimum yarayisliliga sahip oldugu, nem miktari azaldikça yarayisliliginin azaldigi ve daha daimi solma yüzdesine gelmeden bitki gelismesinin önemli ölçüde zarar gördügü söylenebilir. Bu sebeple toprak yarayisli neminin tükenmesini veya daimi solma yüzdesine ulasmasini beklemeden sulama yapilmasi gerekir.
Sulama zamaninin belirlenmesinde gözlemlerden yararlanilabilecegi gibi, bitkinin solma belirtileri göstermesi, yapraklarinin normalden daha koyu yesil bir renk almasi suya ihtiyaç duydugunu gösterir. Ancak bu asamaya gelmis bir bitkide ciddi hasarlanmalar meydana gelebilir. öte yandan gözlemle sulama zamani tespiti de her zaman yaniltici olabilir. Objektif olarak sulama zamaninin belirlenmesinde tansiyometreler pratik olarak kullanilabilir.
4. Sulama Yöntemleri
a. Yüzey Sulama Yöntemleri:
Adi salma sulama yöntemi : Bu yöntemde su tarla hendeklerinden saptırılarak toprak yüzeyini devamlı bir tabaka halinde kaplayacak sekilde tarla yüzeyinde rasgele yayılmaya birakılır. isçilik masraflarıinıin ve sulama kültürünün az oldugu yerlerde genis oranda kullanılır.
Tarla laterallerinden salma usulü sulama : Adi salma yönteminin bir degişik şekli olup, sulama suyu tarla laterallerinden taşırma suretiyle tarlaya verilir.
Adi tava usulü sulama : Bu yöntemle sulama etrafi seddelerle çevrili düz parsellere büyük akis debilerinin verilmesi ile yapilir. özellikle düz ve düze yakin arazilerin sulanmasinda uygundur.
Uzun tava yöntemi : Bu yöntemin esasi, tarlanin azami meyil istikametinde uzun şeritlere ayrilmasi ve bunlarin aralarının seddelerle bölünmesidir. şeritlerin üst basindan sevk edilen su ince bir tabaka halinde ve seddelerle kontrol edilerek aşağı doğru akar.
Bu tip sulama yöntemleri gittikçe artan su sorunu dikkate alındığında uygun değildir. Günümüzde su kaynaklarının en ekonomik şekilde kullanılabileceği yöntemler gittikçe önem kazanmaktadır. Bu konu dikkate alındığında suyun ancak çok bol olduğu durumlarda uygulanabilir.
b. Yagmurlama Sulama Yöntemi:
Yağmurlama sulama yönteminde su dogal yağışa benzer biçimde toprak yüzeyine serpilmek suretiyle uygulanır. Bu yöntemde su kapali borularla mekanik püskürtücülere kadar tasinir ve püskürtücülerden suyun topraga yagdirilmasi küçük orifis ve memelerle basinç altinda yapilir. Sistemin çalismasi için gerekli basinç genellikle pompalarla saglanir. Bunun yaninda su kaynaginin sulama alanindan yeterince yüksek olmasi da gerekli basinci saglayabilir.
c. Mini sprink Yöntemi ile sulama
Yagmurlama sulama ile damla sulama arasinda bir yöntem olup, ince borularla tarlaya dagitilan su küçük yagmurlama basliklari ile araziye dagitilir. Sabit bir sistem degildir gerektiginde toplanabilir.
d. Toprak Altı Sulama Yönemi
Toprak alti sulama sun’i yolla toprak altina su ilavesiyle taban suyu seviyesinin düzenleme faaliyeti olarak tanimlanabilir. Bu yöntemde su seviyesi kök bölgesinde su ve hava miktarinin en iyi sekilde kombine edilmesini saglayacak yükseklikte muhafaza edilmelidir.
e. Damla Sulama Yöntemi
Damla sulama intensif sulu tarimda kullanilmak üzere gelistirilmis olan bir yöntemdir. Damla sulamasi toprak yüzeyine veya yüzeyin hemen altina yerlestirilen küçük çapli orifis yardimiyla aritilmis suyu toprak yüzeyine veya içerisine veren bir sistemdir. Bu sistem suyun belirlenmis bir desene alçak basinç altinda verilmesine imkan saglar. Bu sistemin çalistirilmasi için gerekli olan basinç yagmurlama sistemindekinden daha azdir. Bu sistemde su yaygin boru agi araciligi ile her bitkiye kadar götürülür. öte yandan bitkilere verilecek gübreler de sulama suyu ile birlikte verilebilir (fertigation). Kisacasi sistemin esasi bitkinin ihtiyaç duydugu su ve besin maddesi miktarini optimum seviyede tutmaktir. Klon anaçlari ile tesis edilmis bahçeler için en uygun sulama sistemi damla sulama kismen de mini-spring sulama sistemidir. Salma sulamada arazi yüzeyinde göllenmeler olusmakta ve özellikle MM 106 gibi kök bogazi çürüklügüne hassas anaçlarda kurumalar görülebilmektedir. öte yandan isgücünden tasarruf edilmesi, sulama ve gübreleme etkinliginin artirilmasi, sulama suyundan tasarruf edilmesi gibi üstünlükleri nedeniyle damla sulama sistemi tercih edilmelidir.
Kapalı Borulu Sulama Sistemleri
Sulanacak arazilerde su dağıtımının kapalı borulu bir iletim sistemiyle yapıldığı sistemlere kapalı borulu sulama sistemleri denir. Bunlar da basınçlı ve basınçsız borulu sulama sistemleri olmak üzere ikiye ayrılır.

1. Basınçsız borulu sulama sistemleri
Toprak altına gömülü, basıncı 0,8 atm. den az sistemlerdir. Bu sistemlerde su dağıtımı priz veya vanalarla bırakılan suyun basınçsız olarak kullanıcıya teslimi ile gerçekleştirilir. Dolayısıyla sulama pratiği ve kullanıcı yönünden klasik açık kanal şebekeli veya kanaletli sistemden bir farkı yoktur. Tek fark iletim sisteminin kapalı oluşudur. Kapalı borulu sistemler gömülü olduğu için açık kanal ve kanaletli sistemlere göre tarım arazisinde kayıp yoktur. Kamulaştırma alanı diğer şebekelere göre çok azalır, işletme ve bakım onarım giderleri düşüktür, otlanma sorunu yoktur. Sulama alanında kanal ve kanaletlere oranla sanat yapısı çok azdır. Bu nedenle makinalı tarım için şartlar daha elverişlidir. İnşaat suresi de çok daha kısa olup inşaat sırasında mevsimin yaz veya kış oluşu gibi kısıtlayıcı faktörler yoktur, her mevsim inşaat yapılabilir. İnşaat kalitesi yönünden düşünülürse boru, fittings vb malzemeler fabrikada standart olarak imal edildiği için daha kalitelidir, yani inşaat unsurları fabrikadan itibaren kaynağında denetlenebilmektedir. Tabii bu durumda tesis ömrü daha uzun olmaktadır. Ayrıca tesis inşaatında münhani veya tarla sınırı takip etme sorunu olmaması nedeniyle şebeke boyu daha da kısalmaktadır. Açık sistemlere göre iletim randımanı daha yüksektir. Buharlaşma kayıpları hiç yok denecek kadar azalmıştır..
Kapalı basınçsız sulama sistemlerinin sakıncalarına gelince; sistem unsurlarından olan, pompa bacası, saptırma, hava ve basınç düşürme baca ve vanaları inşaatı, şebekeyle bağlantıları hem inşaat maliyetini artırmakta, hem de sızma yoluyla tesisin çalışmasında zorluklar ortaya çıkmaktadır. Sistem düşük basınçla çalıştığı için su hızı düşük olmakta buna bağlı olarak boru çapının daha büyük seçilme zorunluluğu nedeniyle yatırım masrafı artmaktadır. Su kaynağında sediment mevcutsa tesiste sediment çökelmesine bağlı olarak daralma ve tıkanmalar olmaktadır. Ayrıca bitki köklerinin de boruya girerek tıkanma yaptığı görülmüştür.
Bu sulama şeklinde sulama karık veya tava şeklinde yapılacağı için ilave yatırım olarak arazi tesviyesine gerek vardır. Aksi taktirde sulama suyu toprak erozyonuna neden olacaktır. Ayrıca su alma hızı yüksek hafif bünyeli topraklarda suyun karıkla ilerleyememesi sonucu sızma yoluyla büyük oranda su kaybı oluşur. Burada tabana sızan su drenaj problemine sebep olur
Ayrıca beton boruların işletme sırasında hasar görmeleri halinde diğer plastik veya çelik borular gibi mahallinde anında temin edilememesi sonucu su isalesi durmakta sulama yapılamamaktadır. Bu malzemelerin temini halinde bile tesise montajı özel işçilik gerektirmektedir..
Kapalı borulu sulama sistemleri basınçlı olmadığı için günümüzde kullanımı artan yağmurlama, damla vb sulama yöntemleri için günümüzde çiftçi ihtiyaçlarına cevap verecek durumda değildir. Çiftçiler yağmurlama ve damla sulama için kanalet ve kapalı borulu sistemlerden motopompla su almaktadırlar. Burada da tek tek çiftçiler için motopomp ve enerji girdisi yönüyle büyük mali külfet ortaya çıkmaktadır.

Basınçlı sulama sistemleri
Bilindiği gibi günümüzde su kaynakları son derece kısıtlıdır. Buna karşılık çeşitli sektörlerdeki su kullanımı çok artmıştır. Basınçlı sulama yöntemleri yüzey akışıyla ve derine sızma ile meydana gelen su kayıplarını ortadan kaldırdığı için günümüzde en çok tercih edilen yöntemler haline gelmişlerdir.

Tarım (Ziraat) Hakkında Bilgi

Tarım (Ziraat) Hakkında Bilgi
Tarım (Ziraat) Nedir?


Tarım; (Ziraat) Bitkisel ve Hayvansal ürünlerin üretilmesi, bunların kalite ve verimlerinin yükseltilmesi, bu ürünlerin uygun koşullarda muhafazası, işlenip değerlendirilmesi ve pazarlanmasına denir. Diğer bir ifade ile, insan besini olabilecek ve ekonomik değeri olan her türlü tarımsal-hayvansal ürünün bakım, besleme, yetiştirme, koruma ve mekanizasyon faaliyetlerinin tamamı ile durgun sularda veya özel alanlarda yapılan balıkçılık faaliyetlerinin tümüdür.

Bu bilim dalı bilimsel bilginin yanısıra özel yetenek ve önsezi gerektirir. Uygulamalı bir bilim dalı olup, Amacı insanların yararına ekonomik değerler elde etmektir.
Tarım, iki temel üretim dalından oluşur. Bunlar:
1. Bitkisel Üretim
2. Hayvansal Üretim
Bu iki temel tarımsal üretim dalı ve hatta tanımları arasındaki tek ayrım, kullandıkları materyalin birinde bitki ötekinde ise hayvan materyali oluşudur.
Hayvansal üretimi tarımın dışında kabul etmek, günümüz gerçeklerine aykırı ve çağın gerisinde kalmış bir görüştür ve ancak geri kalmış ya da gelişmekte olan toplumlarda geçerlidir. Çünkü bu iki temel üretim kolu, birbirine gereksinimi olan, birbirini tamamlayan ve destekleyen iki üretim dalıdır.
Bitkisel Üretim
* Tarla Bitkileri
+ Yumuşak Çekirdekli Meyve Yetiştiriciliği
+ Sert çekirdekli Meyve Yetiştiriciliği
+ Üzümsü Meyve Yetiştiriciliği
+ Akdeniz Tropik ve Subtropik Meyveler Yetiştiriciliği
o Sebze Yetiştiriciliği
o Bağ Yetiştiriciliği
o Süs Bitkileri Yetiştiriciliği
o Meyve Yetiştiriciliği
o Pamuk Yetiştiriciliği
o Üzüm Yetiştiriciliği
Hayvansal Üretim
* Sığırcılık
* Atçılık
* Koyunculuk
* Besicilik
* Kanatlı Hayvan ve Yetiştiriciliği
* Arı Yetiştiriciliği
* İpek Böcekçiliği
* Kürk Hayvancılığı
* Su Ürünleri
* Ev Hayvancılığı
* Kırsal Kalkınma Destekleri - Teşvik ve Yatırımlar
* Kooperatifçilik
* Organik Tarım
* Örtüaltı Yetiştiriciliği
* Tarım Ekonomisi
* Tarımsal Mekanizasyon
* Tarım Tedarik
* Tarım Teknolojisi
* Tarımsal Yapılar ve Sulama
* Toprak Analizi ve Gübreleme
* Toprak Bilgisi
* Topraksız Tarım
* Zirai İlaçlama Teknikleri
gibi Tarım Gıda ve Hayvancılık sektörlerinde kolektif üretim, kalkınma ve istikrar için var olması gereken disiplinlerdir.

Sponsor